Marx’ın “Ücretli Emek ve Sermaye” adlı eserinde şöyle bir ifade var:
“Ama sermaye yalnızca emekle yaşamaz. O, hem kibar, hem de barbar bir efendi olarak, kölelerinin cesetlerini, bu bunalımlar sırasında canvermiş işçi kurbanlarının tümünü kendisiyle birlikte mezara sürükler.” (s. 122)
Buradaki “hem kibar, hem de barbar bir efendi” sözü üzerinde düşündüm. Marx burada ne demek istemiş olabilirdi?
Bir süre düşündükten sonra buradaki tanıma bire bir uyan bir örnek geldi aklıma: Büyük bir spor kulübünde yöneticilik yapmış, inşaat ve hizmet sektörlerinde faaliyet yürüten şirketlere sahip bir patron.
Bu zat-ı muhteremin inşaatlara tuğla tedarik eden bir firması var. Verimli toprakları satın almış, buradan elde ettikleri malzemeyi tuğlaya dönüştürüyorlar. Bu firmada 12-13-14 yaşlarındaki çocuklar hamallık yapıyor. Çocuklar, tanesi bir kiloyu geçen tuğlaların bazen yedi bazen on tanesini başlarının üzerine üst üste koyarak taşıyorlar. Sigorta, tatil gibi haklardan tamamen yoksun olan bu çocukların aldıkları gündelik on lirayı geçmiyor.
Bu, işin barbarca olan kısmı. Bir de aynı adamın “kibar” yönü var ve bu yönüyle çok övünüyor.
İnşaatlara tuğla tedarik eden firmanın sahibi, aynı zamanda lüks restoranlar da işletiyor. Kibar burjuvamız, bu lüks restoranlarda çalışan garsonların temizliğine çok önem veriyor. “Temizlik uygarlığın ölçütüdür”, böyle diyor. Garsonları diksiyon kurslarına gönderiyor, yabancı konuklara daha iyi hizmet verebilmeleri için onları hızlandırılmış dil kurslarına gönderiyor. Kısacası garsonlara kibarlık öğretmek için hiçbir masraftan kaçınmıyor.
İşte size bir burjuvanın barbarlığı ve kibarlığı. Burjuvalara “kişileşmiş sermaye” diyen Marx bunu kastetmiş olmalı. Sermaye barbarca sömürüyü emrediyorsa bir barbar, sahte de olsa kibarlığı emrediyorsa kibar biridir o.
İŞÇİ BİRLİĞİ Okuru Bir İşçi