Televizyon izler misiniz? Ya da bizler için ne ifade ediyor? İzlerken hangi gerekçeyi kullanıyoruz? Bilinmez ama mutlaka geçerli nedenimiz vardır. Yoksa televizyon gerçekten de aptal bir kutu mudur? Televizyon göze, kulağa, kalbe ve beyine yani tüm duyu organlarımıza birden hitap eden tek yanlı, hızlı bir iletişim aracıdır. Ulaştığı insan sayısı ve zehirlediği beyinler hiçte yabana atılacak türden değildir.
Peki, medya nedir? Televizyon, radyo, gazete, dergi, internet vb. araçların tümüne birden verilen bir isimdir. Özünde iletişim araçları olarak bilinir ama bu saydığımız araçlar içinde en yaygın ve etkili iletişim arcı şüphesiz televizyondur.
Televizyonu diğer iletişim araçlarından ayıran en etkili yönü öncelikle düşük, orta düzey gelire sahip olan her ailenin televizyona sahip olabilmesidir. Televizyon, günümüzde elde edilmesi çok kolay hale gelmiş bir araçtır. Önümüzdeki süreçlerde televizyona alternatif olarak internet de her yoksul emekçi ailelerin evine girecek olsa da bu günden bakıldığında bu durum televizyonun değerini düşürmeyeceğe benziyor.
Medyanın tarihine bakacak olursak bir alıntıyla kısaca değineceğim.
“Modern kitlesel iletişim araçlarının kullanımına ilk olarak gazete ve dergilerle başlanmıştır.
1920’li yıllarda radyonun icadıyla ve kullanılmaya başlanmasıyla birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Artık tek bir noktadan diğer binlerce noktaya gönderilen her türlü mesaj, radyoyu dinleyen kitlelere en hızlı ve en doğru şekilde iletiliyordu. Kısa sürede önemi fark edilen radyo, özellikle II. Dünya Savaşı esnasında iktidarlar ya da iktidar avcıları tarafından çok önemli bir savaş propaganda aracı haline getirilmiştir.
1950’ler ve sonrasında yaygınlaşmasıyla beraber televizyonlar radyonun gücüne ortak olmaya başladılar ve gelişen teknoloji - ucuzlayan maliyetlerle beraber her eve girdiler. Öyle ki televizyonsuz bir evle karşılaşmak imkânsız gibi.” (C.Wright Mills)
Türkiye’deki Medyanın İşlevi
Ülkemizde ki medya tekellerin elindedir. Haliyle objektif ve tarafsız değildir. Bu tekeller medyayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Medya tekelleri devletle çatışmalı bir birlik içerisindedirler. Bu nedenler sadece haberlerin veriliş biçimi değil, yayınlanan her program devletin topluma yönelik “eğitim” hedefinin bir parçası durumundadır. Türkiye’de toplumu başkalaştırma süreci Brezilya ve Amerikan pembe dizileri ile başladı. Çoğumuz kendi sorunlarımızı ve yaşama karşı sorumluklarımızı unutup gerçekleri saklayarak dizideki oyuncular için üzülüyor ve seviniyoruz. Televizyon karşısında bencilce ve insanları küçümseyerek yapılan yarışmalara destek olmaya bırakılıyoruz. Ve durum o kadar acı ki yapacağımız gündelik işlerimizi, randevularımızı, planlarımızı, dizi saatlerine göre ayarlıyoruz.
Peki, Yaşam Televizyonlarda Sunulduğu Gibi mi?
TEKEL işçilerinin geleceklerine sahip çıkmak için günlerdir soğukta, polis copuna, açlığa karşı direnişi ve ülke genelinde hakların gasp edildiği bir süreçten geçiyoruz. Peki medyanın işlevi nasıl ve hangi yönde işlemektedir.
Tayyip hiç utanmadan TV karşısına geçer ve işçi kardeşlerime “kandırıyorsunuz” der ve şöyle devam eder: “3 milyonu aşkın işsizin vebali var. İşçilerin, asgari ücretlilerin, memurların, emeklilerin, tüyü bitmemiş yetimin vebali var.
Bizim 4/C kapsamında çalışacak işçilere teklif ettiğimiz ücretle çalışacak bu ülkede milyonlarca işsiz var, milyonlarca asgari ücretli var. Burada oynanan oyunu iyi görmeniz gerekiyor.”
Medya üzerinden durum bu kadar vahim ve acı. Önce fabrikaları satılan, sonra da işten çıkarılan tekel işçilerinin kazanılmış haklarına yapılan saldırı Tayyip’in sözleri ile Türkiye’de ne kadar işsiz insanın bırakıldığı ve nasıl bir yaşama mahkûm edildiğini göstermektedir. Tayyip medya üzerinden çocuk kandırır gibi halkı öyle kandırmaya ve uyutmaya çalışıyor. Ama Tayyip’e sormak lâzım: servetinin 11 yılda 355 kat nasıl arttığını, oğulları Ahmet ile Bilal Erdoğan’ın 2006 yılında İstanbul’da 1 milyon YTL ile nasıl villa aldıklarını ve küçük oğlu Bilal ve eşi Reyhan ile birlikte 261 bin dolara ABD’de nasıl ev sahibi olduklarını da medya üzerinden açıklasın.
Gerçekleri okuyabilmek için bir avuç tekelin yazılı ve görsel medyasına ihtiyacımız yok! Hele ki bizi başkalaştıran, yabancılaştıran, tekleştiren dizi ve programlarına, “umut” dağıtan yarışmalarına hiç ihtiyacımız yok.
Gerçek biziz. Gerçek, yaşamak için her gün emek gücünü satmak zorunda kalan işçilerin mücadelesi, yaşamı, kültürü ve her şeyidir.
Yalova'dan İşçi Birliği Okuru Bir İşçi