İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

"Kiralık İşçi" Tasarısı Geri Çekildi Ama...

21 Ocak 2010 tarihli haberlere göre “Mesleki Anlamda Geçici İş İlişkisi” adı altında İş Kanunu’na getirilmek istenen ve Özel İstihdam Büroları’na geçici işçi kiralama yetkisi tanıyan madde, Çalışma Bakanı tarafından torba yasa tasarısının metninden çıkarıldı. Buna gerekçe olarak da "tasarının olgunlaşması" için çalışılacağı, daha sonra tekrar gündeme getirilebileceği gösterilmiştir. Bunu "Sizi kazıklayacağımız daha uygun bir anı kolluyoruz" diye okumak yerinde olur. Çünkü TÜSİAD, 5 Mayıs 2008 tarihli yazılı "görüş"ünde bu isteğini, daha doğrusu emrini açıkça dile getirmiştir.

Bu değişiklik yürürlüğe girerse işverene (patrona-kapitaliste) işçileri daha da rahat sömürmek için “yeni ufuklar” açacaktır. Peki, bunlar ne olabilir?

Değişikliğin tasarıdan çıkarılmasından hemen sonra, 22 Ocak 2010'da, İstanbul'da bu yasa tasarısı ile ilgili, daha önceden İstanbul Barosu tarafından planlanmış bir panel düzenlendi. Panele işçi ve işveren kesimlerinin avukatlarıyla bir öğretim görevlisi konuşmacı olarak katıldı.

Bu panelde, TİSK'in avukatı Hakkı Kızıloğlu ve ayrıca Özel İstihdam Büroları Derneği'nin bir temsilcisi, işçi kiralamanın rekabet edebilirliği ve istihdamı güçlendirmek açısından kaçınılmaz olduğunu, herkesin bunu “kabul etmeye mecbur” olduğunu öne sürdü.

Diğer konuşmacılar, DİSK avukatı Necdet Okcan ve öğretim görevlisi Doç. Dr. Erdem Özdemir ise, bunun “genel bir kural” olarak benimsenemeyeceğini, böyle benimsenmesinin felakete yol açacağını, örnekler vererek kibarca belirttiler.

Tasarıda işçi kiralamanın hangi işkolunda uygulanacağına dair hiçbir koşul yer almamaktadır. Sadece bir işyerinde çalışanların “beşte biri”nin Özel İstihdam Bürosu’ndan kiralanan işçilerden oluşabileceği belirtilmiştir. Ancak asıl işyeri sahibinin, yani işçinin kiralandığı işverenin, işçi alacaklarından hangi durumlarda ne kadar sorumlu olacağı kesin bir biçimde belirtilmemiş, kaçamak ifadeler kullanılmıştır. Bu bürolar halihazırda fiilen faaliyet göstermektedirler. Yasa "olgunlaşmasını" tamamlayıp çıkarsa, işçi artık resmen asıl çalıştığı yerin işçisi değil, bir masa, en fazla bir bilgisayar, bir kaç dolaptan ibaret bir büronun işçisi olacak, bu büro işçiyi çalışacağı asıl işi yapan çeşitli işyerlerine kiralayacaktır. Böylece asıl iş sahibi, elini hem geçici işçinin hem de devamlı çalıştırdığı kendi işçisinin terinden ve kanından arındırmış olacaktır.

Örneğin işe iade için gerekli olan otuz işçi çalışması koşulu değerlendirilirken, geçici işçilerin bu sayıya dâhil edilmeyeceği belirtilmiştir. Bu açıkça ayrımcılık ve hayvan muamelesi yapmak demektir. Yani 30 işçinin olduğu bir işletmede 2 kişi geçici işçiyse diğer işçiler de işe iade talep edemezler. Bu durumda devamlı işçiler de geçici işçilerin aleyhine döneceklerdir.

Geçici işçi kiralandığı işyerinde en fazla (o da kâğıt üzerinde) 18 ay çalışabilir. Sözleşmesi “belirli süreli zincirleme sözleşme” sayıldığından işe iade isteyemez, iş güvencesinden yararlanamaz. O, ikinci sınıf insandır. Kıdem tazminatı, tasarıda, asıl işverenin işçiyi kiralayan istihdam bürosuyla birlikte sorumlu olacağı ücret vb. alacaklar arasında sayılmamıştır. Geçici işçinin iş kazası geçirmesi durumunda asıl işverenin sorumluluğu da açıkça belirtilmemiştir. Dahası işçi, alacaklarını almak için özel istihdam bürosuna gittiğinde ise büyük bir ihtimalle bir kapı ve bir duvarla karşılaşacaktır. Çünkü devletin Özel İstihdam Büroları’ndan istediği “teminat” 20.000,00 TL civarında gülünç bir rakamdır. Bu ise çalışacak işçilerin alacaklarını karşılamaya doğal olarak yetmeyecektir.
Panelde konuşan Av. Necdet Okcan'ın da değindiği çok önemli bir nokta daha vardır. O da yasadaki eşitlik ilkesinin, tasarıda geçici işçiyle “işyerine yeni alınan işçi” arasında geçerli kılınmış olmasıdır. Böylece tasarı, açıkça işçi kıyımı için yol göstermekte, mevcut istihdam edilenleri çıkararak daha aşağı koşullarla çalışacak işçi almayı yada birincileri bu koşullara zorlamayı, sokakla sefalet ücreti arasında bir tercih "hakkı" sunulmasını teşvik etmektedir. "Yeni alınan işçi" asgari ücretle külüstür makinelerde çalıştırılıyorsa, "geçici işçi"nin asgari ücret almasının ve aynı koşullarda çalışmasının eşitliğe aykırı olduğunu kim ileri sürebilir? İşverene bir kere daha sarılabileceği bir ip atılmaktadır: Yeni bir işçi kıyımı ve sefalette eşitlik. Burada işçiler hem bölünmekte hem de hepsinin birden yaşam koşulları kötüleşmektedir. Geçici işçinin düşük ücreti ve kötü çalışma koşulları, normal işçilerin de ücret ve diğer çalışma koşullarının kötüleşmesini kaçınılmaz olarak beraberinde getirecek, ya dayatılan bu koşulları kabul edecekler ya da işlerinden olacaklardır.

Konuşmacılardan Doç. Dr. Erdem Özdemir, özetle “fiilen varolan bir şeyi yasayla yasaklamak mümkün değildir, ancak sınırlama getirilebilir ve mutlaka getirilmelidir” diyerek, dünyanın diğer bölgelerindeki uygulamayla ilgili kısaca şu bilgileri vermiştir:

1- Bugün istihdam politikasında iki ana sistem vardır: Batı Avrupa ve Amerikan sistemleri. Batı Avrupa’da devamlı çalışma, yani sürekli (yasadaki adıyla “belirsiz süreli”) iş sözleşmesi, iş güvencesi kuraldır. Geçici iş ilişkisi ve işçi kiralama ise istisnaidir. Amerikan sistemi ise işçilerin geçici sözleşmelerle çalıştırılmalarını ve istenildiği zaman herhangi bir tazminat ödenmeksizin işten çıkarılmalarına dayanır. Burada geçici işçi demek a-) Düşük Ücretle ve b-) “İstenmeyen işlerde” çalıştırılan işçi demektir. “Çekirdek” ve “kabuk” işçi ayrımı esas olarak Amerika’da ve Japonya’da uygulanan bu sisteme özgüdür.

2- Türkiye’deki çalışma sitemi batı Avrupa’ya daha yakındır ve devamlı çalışma, sürekli istihdam esastır.

3- Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İ.L.O.) verilerine ve çeşitli araştırma sonuçlarına göre:

— Geçici işçilerin çoğu 29 yaşın altında genç işçilerdir.
— Kalifiye işçi değillerdir (Yani işverenlerin bahsettiği “teknolojik gereklerle esnek istihdam biçimi, vs.” palavradır).
— Çoğu başka iş bulamadığı için geçici işçiliği kabul etmiş kimselerdir.
— Çoğunluğunu erkekler oluşturmaktadır.
— Geçici işçilerin istihdamı, devamlı işçilerin işlerini kaybetmelerine yol açmakta, bunlar geçici işçilere düşman gözüyle bakmaktadırlar.
— Geçici işçiler çoğunlukla düşük ücretle çalıştırılırlar.
— İş kazalarına daha çok maruz kalan grup, geçici işçilerdir.
— İş güvencesinden yoksundurlar.
— İşçilik alacakları güvence altında değildir.
— Geçici işçilik, önceleri çalışma hayatına katılmak, devamlı ve güvenceli bir işte işçi olmak için bir basamak olarak görülmüştür. Ama bu insanlar hiçbir yere ilerleyememişlerdir!
— Sendikal haklar bakımından en geri işçi grubu geçici işçilerdir. Dünyanın her yerinde sendikasızdırlar ve hatta bazen grev kırıcı olarak kullanılmaktadırlar.
— Toplumdan dışlanmaktadırlar. Kimi zaman kirada oturacak yer bile verilmemektedir.

4- Bazı ülkelerde, geçici işçilerin uğradığı iş kazalarının yüksekliği nedeniyle sınırlandırma getirilmiştir.

İşte dünya çapında “kiralık işçi”! İşte size fani yaşamınızda ihtiyaç duyabileceğiniz “geçici iş ilişkisi”! İş kazalarını protesto mu ediyordunuz? İşte size “iş güvenliği”!

Ve hepsini “kabul etmeye mecbur”sunuz: İşvereniniz öyle diyor. Çok daha önce, 5 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirdiği görüşünde TÜSİAD öyle buyuruyor.

Öyle mi gerçekten? Hayır öyle değil. Gerçek biz işçiler için bunun tam tersi: Biz mücadele etmek zorundayız! 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 900721
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.