İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

DİSK Ve DİSK’in 1960-70’li Yıllardaki Sendikal Anlayışı

1960'lı yıllar, dünyada ve ülkemizde ulusal ve sınıfsal mücadelelerin yükseliş gösterdiği yıllardı.

23 Temmuz 1963'te grev hakkının yasallaşması ve işçi sınıfının bu hakkını sıkça kullanmaya başlaması ve Türk-İş'in hükümet ve işverenlerle anlaşarak grevleri kırma girişimleri, DİSK'e ulaşacak bir hareketlenmenin ilk nüvelerini oluşturur. Özellikle 1965'te Zonguldak Yeraltı Maden İşçilerinin başlattıkları grev ve Türk-İş'in bu grev karşısındaki tavrı, Türk-İş'in yapısı içerisindeki sendikalar arasında yoğun tartışmalara ve kaymalara neden olur. Türk-İş greve karşı çıkar ve yardım etmeyi ret-ederek burada "komünist parmağı"nın olduğunu ilan eder. Hükümet bu gerekçe ile Sakarya'dan getirdiği askerlerle saldırır. İşçilere açılan ateş sonucunda iki işçi ölür, yirmi iki yaralı ve on dört tutuklama ile sonuçlanır. Türk-İş'e rağmen bazı sendikalar grevi destekler. 1966 Şubatı'nda da, Kristal-İş Sendikası tarafından örgütlenen Paşabahçe işçilerinin grevi (31 Ocakta başlayan grev 83 gün sürdü ve 24 Nisanda sona erdi) karşısında Türk-İş'in ihanetçi bir tutum takınmasına karşı çıkan T. Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş sendikaları Türk-İş yönetimince 'görüş ayrılığı' öne sürülerek geçici olarak ihraç edilirler.

Türk-İş'ten geçici olarak ihraç edilen sendikalar, Bağımsız Gıda-İş ile de anlaşarak Temmuz 1966'da Sendikalar Arası Dayanışma (SADA)'yı oluştururlar. Geçici olarak ihraç edilen sendikalar, Türk-İş'ten tamamen koparlar. Türk-İş'ten kopan üç sendika ile Bağımsız Gıda-İş ve T. Maden-İş sendikası 13 Şubat 1967'de DİSK'i kurarlar.

DİSK'in kurulması, yıllardır ağır baskı ve sömürü altında tutulan ve devlet sendikası Türk-İş tarafından aldatılan işçi sınıfının mücadelesine ivme katar. DİSK'in özellikle özel işyerlerinde ekonomik mücadeleyi militanca yürütmesi ve bu mücadele sonucunda kazanımlar açısından, Türk-İş'e fark atması, DİSK'in hem prestijini hem de gücünü önemli ölçüde artırır. Türk-İş'e tepki duyan birçok sendika, DİSK'e girmek için kıyasıya bir mücadele verir. Böylesine yoğun katılımlar sonucu 30 bin üyesi olan DİSK, 1970'lere gelindiğinde 270 bin üyeye yükselir.

DİSK'in Sendikal Anlayışı: DİSK, uluslararası reformizmin etkisi ile kendiliğindenci mücadelenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. DİSK, adının başındaki 'devrimci'liğe rağmen gerçekte bu özelliklere sahip olmamıştır.

Devrimcilik; Siyasî partilere ait ve siyasî bir söylemdir. DİSK ise bir sendikadır. Parti değildir. Devrimcilik; iktidarı hedefleyen mücadele çerçevesinde ele alınır ve ona göre değerlendirilir;  devrimcilik aynı zamanda bir sistem sorunudur. Sistemin devrimci yoldan değişmesine-dönüştürülmesine mücadelesine katılmaktır. Bu çerçevede baktığımızda DİSK'in 'devrimciliği' ML anlamda bir devrimcilik değil, reformculuktur. Kapitalizmdeki kimi olumsuzlukların ortadan kaldırılması ya da törpülenmesi noktasında mücadele vermesine rağmen, bu mücadeleyi sistemin nihai olarak aşılması mücadelesine vardıramamaktadır. Çünkü DİSK bu kurmaylık görevini gerçekleştirebilecek İşçi Sınıfı Partisi güvencesinden yoksundur.

DİSK yaptığı ‘devrimci’ çağrışımına ve pek çok eksiğine rağmen işçi sınıfının sendikal birliği konusuna katkı getirmiştir.

Kuruluş bildirgesindeki tespitler bunun açık göstergesidir: Kuruluş bildirisinde şunlar belirtilmektedir: "...bugünkü gerici, ekonomik, sosyal ve politik ilişkilerin anayasa uyarınca değiştirilmesi anlamında" bir 'devrimciliktir'.

Bildirgede ayrıca "anayasamızda yer alan ekonomik ve sosyal ilkeleri ortak inancı" olarak saydığını ve "işçi hak ve hürriyetinin anayasa çerçevesi içinde mutlaka elde edilmesi" hedefini koyuyordu. Görüldüğü gibi burada devrimciliğe yüklenen anlam, tamamıyla reformculuktur. Sistem değiştirilmeden sendikal alanda, sağlık alanında, eğitim ve kültür alanında reformlar hedeflemiştir.

Aslında bu yaklaşım, 1956'larda yaşanan ayrışmalarda ülkemizde reformizmin temsilciliğine soyunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) anlayışının sendikalara yansımasından başka bir şey değildi. TİP bu anlayışıyla, sosyalizme parlamenter mücadeleyle varılacağını ileri sürerek işçi sınıfını iktidar hedefinden uzaklaştırarak, belli düzeyde tutmayı başarmıştır.

DİSK’in sendikal anlayışı, esas itibarıyla ücret ve bir takım haklarla sınırlandırılmış bir reformculuktur. DİSK, Türk-iş'in tersine işçilerin güncel talepleri uğrunda işçileri harekete geçirmiş ve bu mücadele çerçevesinde azımsanmaması gereken bir takım haklar da elde edilmiştir. DİSK, bu hedefleri gerçekleştirmek konusunda aktif eylemliliğinin yanında, yoğun bir iç çalışma da yapmıştır.  Sonuçta daha iyi bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları elde edilmiştir. Ancak, DİSK hiç bir zaman için iktidar mücadelesinin öznelerinden biri olamamıştır.

DİSK, kimi noktalarda Türk-İş'ten kopuş yapamamıştır. Bu konudaki en somut gerçek,  yönetenlerin iş başlarına gelmelerindeki yöntemlerde görülür. DİSK, 'üreten biz, yöneten de biz olacağız' sloganına rağmen gerçekte bürokratik yapıyı yıkamamıştır. Yöneticilerin büyük bir kısmı Türk-İş'teki gibi büyük oranda atamayla gelmiştir. Oysa sınıf sendikacılığıyla diğer sendikal biçimler arasında en önemli fark olması gereken, yönetenlerin seçimle iş başına gelmeleri, DİSK içinde pratik olarak uygulanamamıştır. Yöneticilerin işbaşına gelmesi noktasında Türk-İş'le karşılaştırıldığında aralarında önemli bir farkın olmadığı görülür.

Türk-İş, “gelen ağam, giden paşam” anlayışıyla gelen tüm hükümetlerle anlaşmış ve sınıf hareketini sisteme bağlamaya çalışmıştır. Şüphesiz DİSK bunu yapmamıştır ama sınıf dinamizminin siyasallaşma eğilimi karşısında tavrını sistemden yana koymuştur. Bu anlamıyla 1970 - 15–16 Haziran Direnişi karşısındaki tavır bir tesadüf değildir. Benzeri eğilimin olumsuzluğunu 70'li yıllarda da görmekteyiz. Bu dönemde bazı ilerici sendikaların faaliyetleri bizzat DİSK yönetimi tarafından engellenmiştir. Sendikaların feshedilmesi bu yöndeki uç noktadır.

DİSK'in ekonomik mücadelede oynadığı rol ve devlet sendikacılığını sarsması, devlet tarafından önünün kesilmesini gerektiriyordu. Devlet ekonomik zeminde gelişen militan bir sınıf hareketinden ürkmüştür.

Fakat asıl sorun, DİSK'in kendi perspektifi noktasında yaşanmıştır. DİSK, ekonomik alandaki mücadeleyi militanca yürütmesine karşın sınıfın siyasal talepleri karşısında hep ürkek davranmıştır. Sınıfın ekonomik-demokratik talepleri alanında gösterdiği yürekliliği siyasal mücadelede gösterememiştir. DİSK’in devrimci politik mücadeleyle ilişkisi ilk dönemlerde sosyalizm adına konuşan, fakat burjuva sosyalizmin etkisinde kalan I. TİP'e yaslanmış ve oy vermiştir. Diğer dönemlerinde ise tamamıyla sosyal demokrasiyi savunmuştur. Bu anlamıyla DİSK iktidar mücadelesi yürüten devrimci öznelerle bağlantılı olmamıştır.

DİSK, Türk-İş gibi “partiler üstü politikayı” benimsememiştir ama en iyi durumda I. TİP'e, sonraları ise CHP'ye yaslanmıştır.

DİSK’in 12 Eylül 1980 askerî-cunta tarafından kapatılıp yeniden açılması ve sonrasında (günümüze kadar) izlediği politikalar başka bir makale konusu olduğundan şimdilik ona girmiyoruz. 

13.02.2010
Akman Eriş Hannaoğlu 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 230994
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.