TC; 2009 yazından itibaren gerek iç ve gerekse dış politikada yoğun bir süreç yaşamaktadır. İçte “Kürt açılımı” gündemleştirilirken dışta da komşu ülkelerle olan gerilimlerin azaltılması noktasında bazı gündemler oluşturuyor. Vizenin kaldırılması sorunu bu gelişmelerle bağlantılı görülüyor. Suriye ile başlayan bu süreç, Arnavutluk, Sudan, Azerbaycan, Libya, Ürdün ve Lübnan’la devam etti. Rusya ve Mısır’la bu yönde çalışmaların olduğu belirtiliyor.
Şüphesiz Vize sorununda yaşanmakta olan gelişmeler TC’nin bölgede daha geniş bir inisiyatif almak istemesiyle doğrudan bağlantılıdır. TC’nin 1980’lerden itibaren geleneksel dış politikasını terk ettiği ve bölgede daha aktif bir politika izlemek istediği biliniyor. “Reel sosyalizmin” yıkılmasından sonra bu politika daha da aktifleşerek devam etti. Başlangıç olarak Özal’da ifadesini bulan bu politika, sonraları AKP ile devam etmiştir. Özal; ABD’nin bölgedeki istemleriyle işbirlikçi tekelci sermayenin istemlerini örtüştürmeye çalışacak bir dış politikaya önem veriyordu ve sürecin ihtiyaçlarıyla örtüştürecek tarzda devletin yeniden yapılandırılmasını istiyordu.
2003’lerde Irak’a yönelik saldırı gündemdeyken dönemin başbakanı Abdullah Gül de, “Türkiye’nin potansiyeli resmî sınırlarıyla sınırlanmış değildir. Türkiye’nin etkinliği, çıkarları kendi sınırlarını çok aşmaktadır... Oradaki petrolden Türkiye hakkını hukukî bir düzen içerisinde alacaktır... Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya bizi yakından ilgilendirir. Türkiye Anadolu’ya hapsedilemez.!” diyordu. Şimdi de Tayyip hükümetiyle bu süreç devam ediyor.
TC’nin bölgede daha geniş inisiyatif almasını esas olarak iki güç istiyor; biri emperyalizm, diğeri işbirlikçi tekelci sermaye.
Emperyalizm -ve özellikle de ABD emperyalizmi- TC’nin bölgede daha geniş bir inisiyatif almasını istiyor… 1970’li yıllarda emperyalizm adına Türkiye, İran ve İsrail’e rolleri paylaştırmıştı ve Türkiye’ye ekonomik sızma görevi verilmişti. İran’ın düşmesinden sonra İran’ın üstlendiği rol, TC’ye aktarılmıştı. “Reel sosyalizmin” yıkılmasından sonra TC’ye biçilen yeni rol; bir yanda “demokratik”, “laik” ve Müslüman yapısıyla Arap ülkelerine model oluşturmak, öte yanda İsrail’le birlikte bölgesel vurucu güç haline getirmekti. Ordunun modernleştirilmesi ve “ılımlı İslâm” projesi olarak gündemleştirilen Tayyip hükümeti bu politikanın sonucudur. TC’nin bölgesel işlevi yerine getirebilmesi -ki ABD’nin 2011’de askerlerinin büyük bir kısmını Irak’tan çekeceği açıklandı- için bir an önce Kürtlerle ve bölgedeki devletlerle gerilimi ortadan kaldırması ve zayıflatması isteniyor. Son bir kaç aydır bölgedeki kimi ülkelerle vizeleri kaldırmak istemesinin birinci nedeni budur.
TC’nin Bölgede Geniş İnisiyatif Almasını İsteyen Diğer Güç de İşbirlikçi Tekelci Burjuvazidir.
Günümüzde işbirlikçi tekelci sermaye 1980’ler öncesinin tersine dışa açılan, dışta emperyalist tekellerle çelişmeyecek tarzda ve bir tarz onun taşeronluğunu yapan bir burjuvazi konumundadır. “Reel sosyalizmin” yıkılmasından sonra Türki Cumhuriyetler ve Arap ülkeleriyle geliştirdiği ilişkiler emperyalizm adına nasıl bir taşeronluk üstlendiğini somut olarak gösteriyor.
Küreselleşme ile birlikte emperyalist tekeller, sömürülerini katmerleştirmek doğrultusunda daha ucuz iş gücüyle az maliyetle üretim yapmayı amaçlarlar. Bunun anlamı hammaddelerin yoğun, ücretlerin ise düşük olduğu alanlarda üretim yapmalarıdır. Bu yeni-sömürgecilik ilişkilerinin derinleştirilmesidir. 1945-70’lerde uygulanan politikadan temel farkı üretim sürecinin parçalanması ve her parçanın en uygun ülkede üretilmesidir. Daha önceleri malın tümü işgücünün ucuz ve hammaddelerin yoğun olduğu ülkede yapılırken, şimdi aynı ürünün farklı parçaları farklı ülkelerde üretilebilmektedir. Bu anlamıyla dünyadaki ekonomik sisteme entegre olmak, uluslararası emperyalist tekellerin ülkemizde ve bölgemizde sömürülerinin derinleştirilmesini istemek demektir. İşbirlikçi tekelci sermaye emperyalizmin doğrudan doğruya girmekte zorlandığı ya da daha ucuza mal edebileceği ülkelerle ilişkilerini geliştirerek talandan nasiplenmeye çalışmaktadır. Vizelerin kaldırıldığı ülkelerle tarihi, kültürel vd. bağları kullanarak kapitalist talanın derinleşmesine hizmet etmektedir. Bu anlamıyla vizelerin kaldırılması işbirlikçi tekelci sermayenin ve emperyalizmin sömürüsünün derinleşmesine hizmet etmektedir. Vizelerin kaldırılması en çok dışa açılan, açılmayı hedefleyen sermaye kesimleri tarafından alkışlanmasının arka planında bu gerçek yatıyor.
Özkan Aydınlı