Mess’in ‘İşveren’ gazetesinin 2009 Nisan sayısında Türk Metal-İş Sendikası’nın Ankara’da Büyük Anadolu Oteli’nde yapılan genel kuruluna ilişkin ilginç bilgiler yer almaktadır. 34 yıllık başkan Mustafa Özbek, şakşakçılarının deyimiyle “Erkek Mustafa”, "vasiyet”ini yazarak ülkenin en büyük sendikasının başkanlığından çekildi. Bu kıdemli faşist, sözde sendikasını karalama kampanyasına karşı koruma amacıyla çekildiğini açıkladı. Şöyle dedi: “(Türk Metal) bayrağımıza, bağımsızlığımıza, devlete, millete, Cumhuriyete ve demokrasiye (kuşkusuz!) kendini adamış bir sendika. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, davasını ve ilkelerini her zaman aklında ve sırtında (kesinlikle, işçi sınıfının sırtında!) taşımış bir sendika. Böyle olduğu için Türk Metal Türk Milletinin gönlünde taht kurdu. (...) Metal işkolu Türk sanayinin can damarı, sendika olarak bu damardan akan kanın durmasına asla izin vermeyin. (...) Kendinize inanın, sendikanıza inanın. (Amin)”
Şaka bir yana ‘Erkek Mustafa’nın vasiyetinin bu son cümleleri önemlidir. Metal işkolu, gerçekten de sanayinin can damarıdır. Aynı zamanda 1970 15 / 16 Haziran Direnişi’nin omurgasını oluşturan sınıf bilinçli işçilerin büyük çoğunluğu da metal iş kolundaydı. Burjuvazi, bu işkolundaki işçileri kontrol altında tutabildiği sürece, yani Türk Metal sendikası ve benzer kuruluşlar “damardan akan kanın durması”na asla izin vermediği, hâkimiyetleri sarsılmadığı sürece, işçi sınıfının birliği gibi “bozguncu” ve "gomonist" amaçlar asla gerçekleşmeyecektir. 1980 öncesinin bu eli kanlı katilini destekleyen patronlar durumu çok iyi değerlendirmektedirler.
Nitekim, bu genel kurulda konuşan TİSK ve MESS’in yönetim kurulu başkanı Tuğrul Kutadgobilik, 34 yıl sonra başkanlıktan çekilmek zorunda kalan bu işçi ve emek düşmanı asalağın hizmetlerini göklere çıkarmaktadır: “Mustafa Özbek’in, vatanın bölünmez bütünlüğünün, demokrasinin, işçinin onurunun ve emeğinin korunması dışında bir mücadelesi bugüne kadar olmamıştır. Sayın Özbek’in ülkeye ve millete (yani sermaye sınıfımıza ve onun mülküne) hizmetini sürdüreceğine inanıyorum ve bunu gönülden diliyorum.” Hemen ardından bu patron temsilcisi, Türk Metal’in MESS’le işbirliği içinde 50.000 işçiye ortak Eğitim Projesi dahilinde eğitim olanağı sağladığını belirterek onu bir kere daha göklere çıkarmaktadır.
Bu kurula CHP’den Cevdet Selvi, eski Türk-İş Başkanı Bayram Meral ve birkaç kişi daha katılmıştır. Ama bu iki aktörün söylediklerini aktarmak şimdilik yeterlidir. MESS’in, Türkiye işçi sınıfının en büyük düşmanlarından biri olan, içinden Turgut Özal’ları çıkaran, hukukçuları, siyasetçileri, hırsız ve katilleri, yerli yiyicileri ve emperyalizmin en bağnaz işbirlikçilerinden bazılarını bünyesinde hep birlikte istihdam eden bu gericilik yuvasının temsilcisinin “işçinin onuru” ile “ülkenin bölünmez bütünlüğü”nü bir araya koyması düşündürücüdür. Bu ve benzeri vatan nutuklarının gerçek niteliği, işçilerin birebir konuşmalarda Türk Metal hakkında anlattıklarıyla ortaya çıkmaktadır.
“Damardan Akan Kan” ve İşçinin Sırtından “Erkek Mustafa” ve Çetesine Akan Para
Sanayi bölgesi X kentindeki bir işçinin sözlerini özetleyelim:
“Sizin bu adam (Mustafa Özbek) hakkında basından duyduklarınız hiçbir şey değil. Bir keresinde toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamamıştı. İşyerinde bulunan temsilci, grev olacak diye bize duyuru yaptı. Adam bir baktı ki ‘işveren’ arkasında, kıs kıs gülüyor. Sordu ne var diye. ‘İşveren’ “Seninkileri (sendikayı) bir ara da sözleşmenin durumunu sor istersen” dedi. Meğerse sözleşme çoktan imzalanmış ve sendika bize haber vermemiş. Temsilci, sonradan öğrendik, „Bunu işçilere siz duyurursunuz” diye istifa etmiş. Adam seni zerre kadar umursamaz, harcamaktan çekinmez. Başkan olacak, iyi nutuk atar ama tüm malı mülkü kendine zimmetler. Malvarlığı sandığınızdan fazladır. Paşalar gibi kuvvetlidir. Diğer sendikacıları kimse iplemez. İşyerinde Türk Metal aleyhine, Mustafa Özbek aleyhine tek kelime edemezsin, ağzını açamazsın. Açarsan, anında durumu haber alıp, -işveren ister "Türk" ister yabancı olsun hiç fark etmez!!-, işbirliği yapar işverenle konuşurlar ve seni işten attırırlar, tek kuruş alamazsın. Ama sendika senin ücretinden kesilen aidatı alır. Bazı şube başkanları 5-6 milyardan fazla, hatta nasıl anlatayım, bayağı fazla aylık alır. İşçi fakirdir, cahildir. Bu adam işçiyi çok güzel kafaya alır. Götürür işçileri otellere, gezi düzenler, yedirir, içirir. Buralarda bilmem ne eğitimi diye hocalar, profesörler, kerli ferli adamlar konuşma yapar. İşçi daha önce hiç görmediği hayat şartlarını görür, Özbek bunları dolduruşa getirir. Ondan sonra elbette işçi onu alkışlar.”
Öyle görünmektedir ki Kutadgobilik gibilerin “vatanın bütünlüğü” sözü, işverenlerle kol kola, hatta bazen onlardan daha acımasız bir şekilde, işçilerin sırtından yürütülen aylıkların, açık hırsızlığın örtüsü, “işçinin onuru” edebiyatı ise en onursuz davranışların örtüsüdür. Türkiye’de sendikal özgürlüğün olmadığı, çeteden farksız, mafyaya eşdeğer, sendikacılıkla ilgisi olmayan (Bu ister Türk-Metal ister benzer başka bir sendika olsun) devlet sendikalarıyla işverenlerin işçinin sırtında nasıl oturup bağdaş kurdukları, birbirilerini nasıl kolladıkları açıktır. Ama daha önemlisi, bu örnek, işçi sınıfının birliği mücadelesinin, metal sanayi işkolundaki bu diktatörlük yıkılmadan gerçek anlamda verilemeyeceğini kanıtlamaktadır.
İŞÇİ BİRLİĞİ okuru bir işçi