“Bir metaın fiyatını belirleyen rekabet, üç yönlüdür.
Aynı meta, çeşitli satıcılar tarafından piyasaya sürülür. Aynı nitelikte metaları en ucuz fiyata satan, öteki satıcıların ayağını kaydıracağından ve en büyük sürümü sağlayacağından emindir. Demek ki, satıcılar, malların sürümü için, pazar için karşılıklı çekişir dururlar. Herbiri, satmak, olabildiğince çok satmak ve elinden gelirse öteki satıcıları safdışı ederek yalnız kendisi satmak ister. Bunun içindir ki, biri ötekinden daha ucuza satar. Bunun sonucu olarak, satıcılar arasında piyasaya sürdükleri metaların fiyatını düşüren bir rekabet çıkar ortaya.
Ama, buna karşılık, alıcılar arasında da rekabet vardır ki, bu da piyasaya sürülen metaların fiyatlarının yükselmesine yolaçar. Son olarak, alıcılarla satıcılar arasında da rekabet vardır; alıcılar olabildiğince ucuza almak, satıcılar ise, olabildiğince pahalı satmak isterler. (Ücretli Emek ve Sermaye, s. 188-189)”
1) Deneyimlerim ışığında şunu söyleyebilirim ki siparişlerin ve kâr oranının az çok bilindiği küçük işletmelerin aksine, fabrikanın ölçeği büyüdükçe işçilerin yukarıda sözü edilen rekabetten, pazarın durumundan giderek daha az haberi oluyor.
2) Bu yüzden bilinçli işçiler günümüzde patronların ve ekonomistlerin takip ettiği sermaye örgütlerinin, "işveren" sendikalarının yayınlarını, Kapital, Forbes vb. dergileri de takip etmeli, burjuva kanallarının ekonomi programlarında geçen terimleri işçi arkadaşlarının anlayabileceği bir dille ifade edip bu programlarda ortaya konan düşüncelerin sınıfsal özünü ortaya koymalı.
3) Yukarıda belirtilen rekabet dikkatle takip edilirse işçilerin patronlar arasındaki rekabetten yararlanması mümkün olabilir.
4) Pek çok işçi arkadaşım, kârın ve sömürünün üretimden değil de, üretim dışındaki alanlardan, örneğin repo, faiz, rant içerisinde ya da masonlar, tarikatlar gibi çıkar gruplarının birbirini kayırması sonucu yapılan vurgunlardan elde edildiğini düşünüyor
Salim Çınar