İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Gurbetlerde Tükenen Hayatlar

1945 sonrasında yeni sömürge ülkelerde kapitalizmin hızla gelişmesi, kırsal bölgelerdeki toplumsal yapının bozulmasına neden olurken daha güzel bir yaşam oluşturmak isteyen milyonlarca köylü kırlardan şehirlere göç eder. Sanayinin nispeten zayıf kaldığı/bırakıldığı bölgelerde şehirler yeterli ölçüde umut kapısı olamayınca 100 binlerce vatandaş açısından yurtdışı umut kapısı olmaya başladı. 1960’lı yıllarda Almanya ile başlayan süreç 12 Eylül 1980 sonrasında Suudi Arabistan, Libya, Katar, Dubai gibi Arap ülkelerine kaydı. Yurt dışının umut kapısı olduğu bölgelerimizden biri de Antakya. Bugün “gurbet” ya da “yurtdışı” olarak ifade edilen ülkelerde Antakya’nın her köyünden yüzlerce insan bulunmaktadır.

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi olarak Antakya özgülünde önemli bir sorun olan “Yurt dışında çalışan işçilerin ve ailelerinin sorununu işlemek üzere Semir-Selva çiftine misafir olduk. Misafirlik sırasında, eşi yurt dışında olan Selva’nın yengesi Şehide ve iki kızı da bulunuyordu. Hep birlikte yaşadıkları sorunları konuştuk.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Kaç yaşındayken ve neden Arabistan’a gittin?

SEMİR: 21 yaşındayken evlenmek ve ev sahibi olmak için gittim.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Orada ne iş yaptın?

SEMİR:  Önce garsonluk yaptım ama fazla yürümedi. Kefille aramda sorun oldu. Kefil Arabistan’a gelip çalışan yabancı işçiler için Allah’tan sonra ikinci tanrı gibi. Başka bir kefille anlaştıktan sonra önce karoculuk yaptım sonra da kendi hesabıma büfe işlettim.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Kendi hesabınıza nasıl işlettiniz?

SEMİR:  Kendi hesabıma dediğim iş şöyle: işyeri kefilin adına yapıldığı için kazanılan paranın büyük bir kısmını kefil alıyor, ben ise belli bir pay alıyordum. Yani aylıkçı olarak değil, belli bir pay alarak geçiniyordum.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Kefile ne kadar veriyordun ve kendin ne kadar alıyordun?

SEMİR:  Ortalama olarak kefil (şu andaki Türkiye parasıyla) 3.500- 4.000 bin alıyordu. Ben ise 1.500 1.600 TL alıyordum. İki yıl kadar iyi sayılabilecek bu parayla çalıştım.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Çalışma koşullarınız nasıldı? Ayrıca orada nasıl kalıyordun?

SEMİR: Büfede sabah 5, akşam 12 arasında çalışıyordum. Namaz saatlerinde büfe kapalı oluyordu. Genellikle öğle 12’den 4’e kadar. Bu saatlerde uyumaya çalışıyordum. Herhangi bir sosyal hakkımız yoktu.

Büfenin üstünde küçük bir oda vardı. Yatma sorunumu orada hallediyordum.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Arabistan’dakilerin sizlere karşı tutumu nasıl?

SEMİR:  Yabancı olduğumuz için bize küçük gözle bakıyorlar, dışlıyorlar ve eziyorlardı. Bir sorun olduğu zaman “siz bize hizmet etmek için geldiniz” diyorlardı. Haksız olduklarında “siz gelmeseydiniz bu sorunlar olmazdı, o zaman sizden kaynaklı” diyorlardı. Her şekilde biz haksız çıkarılıyorduk.

Bu davranışlar nedeniyle sinir hastası oldum. Sık sık titreme oluyordu. Oradaki insanlara hem gün boyu çalışıyor hem de hakarete uğruyorduk. İçime kapanıp kimseyle konuşmaz oldum. Sık sık kavgalar da yaşamaya başladım.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Kaç kardeşsiniz ve kaçınız Arabistan’da çalışıyor?

SEMİR:  10 kardeşiz; 7 erkek 3 kız. 7 erkek kardeşten 6 kardeş Arabistan’a gitti. Halen 2 abim orada. Ağabeylerimden biri 6 yıldır gelmiyor. İşi kötü gitti; epey borçlandığı için gelemiyor. Ailesini de yanına getiremiyor. Arabistan’da çalışan bir işçinin ailesini getirebilmesi için ortalama olarak ayda 4–5 bin riyal kazanması gerekiyor.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Anladığım kadarıyla gittiğin zaman evli değildiniz.

SEMİR:  Hayır evli değildim. Yurtdışına gittikten uzun bir süre sonra nişanlandım. Nişanlandıktan 29 gün sonra tekrar gitmek durumunda kaldım. Nişanlım akrabam ama ben onu tanımıyordum. Arabistan’a gittiğim zaman kız ufaktı. Sonra döndüğümde nişanlandık ama birbirimizi tanımıyorduk. Nişanlandıktan hemen sonra tekrar Arabistan’a gittiğim için daha çok telefonlaşarak, mesajlaşarak birbirimizi tanımaya çalıştık. Tabii nişanlı kaldığım süre içinde harcamamın en önemli kalemini telefon oluşturdu… 20 ay sonra izne geldim ve evlendim.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Evlendikten sonra Arabistan’a tekrar gittiniz mi? Tekrar gitmeyi düşünüyor musunuz?

SEMİR:  Hayır gitmedim. Burada tutunmaya çalışıyorum. Şu anda sanayide günlük 20 milyon alıyorum. Çocuğum var ve bununla ev ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum. Bazen gidip gitmemeği kendi içimizde tartışıyoruz. Gitmek istemiyorum ama bu şekilde yaşayabilmemiz de mümkün değil. Bunun için sağlam bir yer olursa tekrar gidebilirim. Buraya göre daha avantajlı.

Tam bu noktada SELVA söze girer. 

SELVA: Çok zorda kalmamız halinde eşimin gitmek zorunda kalacağını bilsem de Arabistan’a tekrardan gitmesini istemem. Kızımız büyürken babasının da yanında olmasını istiyorum. Yengelerimin ve çocuklarının durumunu gördükçe kesinlikle gitmesini istemiyorum. Çocuklar baba konusunda çok hassas oluyorlar.

Sohbetimiz devam ederken Şehide ile kızları Özlem ve Gurbet’e yurtdışı ile ilgili birkaç soru sorduk.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Kaç yıldır evlisiniz?

ŞEHİDE: 14 yıldır evliyim. İki kızım var. Özlem 12, Gurbet 5 yaşında.

İŞÇİ BİRLİĞİ: Eşiniz ne kadar zamanda izine geliyor ve çocuklarla ilişkisi nasıl?

ŞEHİDE:Ortalama olarak iki yılda bir geliyor. Bazen daha da geciktiği oluyor. İzinde en fazla 6 ay kalabiliyor. Toplam 14 yıl evliğiz ama burada geçirdiği süre 2–3 yılı geçmez. Çocuklar büyürken eşim uzaklarda olduğu için baba özlemi çekiyorlar. Arkadaşlarını babalarıyla görünce kıskanıyorlar. Babaları izine geldiği zaman önce yabancı gözüyle bakıyorlar. Bir alışma devresi yaşanıyor. Çocuklar tam alıştık derken baba tekrar gidiyor. Çocukların psikolojisi allak bullak oluyor.

Özlem’e babayı soruyoruz. Özlem hıçkırıklara boğuluyor, uzun bir süre ağlamaktan konuşamıyor. Babayı çok özlediğini telefonlarda her sesini duyduğunda ağlamaklı olduğunu ama babayı üzmemek için kendini tuttuğunu konuşma bittiğinde köşeye çekilip ağladığını söylüyor. Özlem en çok okul ile ilgili sorunlar yaşadığı ve sorunun çözümü için baba sorulduğu zaman üzülüyor, ağlıyor. Öğretmenleri ve arkadaşları baba ile ilgili sorular sorduklarında soruları geçiştirerek ya da ağlayarak cevaplandırıyor.

Babayı otogarda uğurlamışlar. Gurbet’e “yarın baba gelecek” demişler. Gurbet her gün babayı soruyormuş. “Anne, baba gelmedi, ne zaman gelecek?” diyerekten anneye küsüyormuş.

Selva ve yengesi Şehide iki katlı bir evde yaşıyorlar. Şehide üst katta, Selva aşağı katta yaşıyor. Selva yengesinin çok hassaslaştığını anlatıyor. “Bizim evde en küçük bir patırtı olduğu zaman, masadan sandalyeden bir şey düştüğü zaman benden önce duyuyor ve bizlere sesleniyor. Yatmadan önce evin tüm kapı ve pencerelerinin kilitli olup olmadığını kontrol ediyor.”

Uzun bir sohbetten sonra teşekkür edip ayrılıyoruz.

22 Aralık 2009

İŞÇİ BİRLİĞİ


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 290114
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.