Aşağıdaki olay, birkaç ay önce Başkentin semtlerinden birinde, Ankara yoluna yakın bir işyerinde geçmiştir.
Bir hâkim, bir iş güvenliği uzmanı bilirkişi, katip ve mübaşirle avukatlardan oluşan mahkeme kafilesi, büyük işyerlerinin de bulunduğu bir mahallede, davacı işçinin iş kazası geçirdiği garajdan bozma pres atelyesini güç bela buldu. Büyük firmaların yakınında, tabelasız ve dışarıdan bakıldığında kilit altındaki bir depo veya garajı andıran işyeri, ancak fabrikaların görevlilerine sorularak bulunabildi.
İşyerine, tüm giriş cephesini kaplayan iptal edilmiş üç büyük demir kapıdan birinin içinde yer alan ve ucu bir delikten dışarı sarkan bir teli çekmek suretiyle açılan daha küçük bir demir kapıdan girilmektedir. Sokağın görece kuytu bir yerindeki bu giriş, atelyenin karanlığı ile birlikte başlı başına tehlike arzetmektedir. Öyle ki, içeri girmeye çalışan iş güvenliği uzmanı daha eşikte takılıp düşmekten zor kurtulmuştur.
İçerisi, cam bölmelerle ayrılmış iki küçük idari kısmın dışında, işin yapıldığı bölümden ibarettir. Böyle bir yere daha önce hiç girmemiş bir insan, eşiği geçince kendini dünya değiştirmiş sanabilir. Birkaç pres makinasının ve sayıları onu bulmayan işçilerin çalıştığı bu işyeri alçak tavanlıdır ve içerisi loştur. Çalışanların yaşları 28 ila 48 arasında değişmektedir. Her ne kadar, ‘işveren’in kendine tanık olarak gösterdiği diğer işçiler, patronlarının mahkemelik olduğu işçisine daha az tazminat ödemesi için asgari ücretle çalıştıklarını söyleseler de, bunun çok az daha üzerinde bir sefalet ücretiyle çalıştıkları, çelişkili ve acemice yönlendirilmiş ifadelerinden anlaşılmaktadır.
Makineleri inceleyen iş güvenliği uzmanı, yasak olan ve iptal edilmiş olması gereken ayak pedalının kolayca tekrar çalıştırılabildiğini görmüştür. Kazanın gerçekleştiği presteki çift el kumandasının (yani iş güvenliği kurallarına uygun olan tertibatın) yepyeni olduğu dikkati çekmiş, bu da kazadan hemen sonra takıldığı şüphesini doğurmuştur. Ancak gerek patronun o sırada işyerinde bulunan yakını gerekse patrona tanıklık eden işçiler, kazadan sonra makinede değişiklik yapılmadığını savundular. İş güvenliği uzmanı, kaza geçiren işçiye, neden ayak pedalıyla çalıştığını sorduğunda, işçi de işi hızlandırmak ve randımanı artırmak için böyle yaptığını söyledi.
Daha sonra idari bölüme geçildi, hâkim tarafından -hemen hepsi de ‘işveren’ tanığı olan- tanıkların ifadesi alındı. İşini kaybetme ve sefalet ücretini dahi alamama korkusu ve telaşı içindeki ilk tanık, aşağı yukarı şuna benzer bir ifade verdi: “Beş yıldan bu yana presçi olarak çalışıyorum. Ben kaza sırasında arkam dönük olduğu için olayı görmedim. Ben kendim de bir iki kez ayak kumandasıyla çalıştım. Daha seri iş çıkarmak için bu şekilde çalıştık. Ama bizden istenen belli bir sayı yoktu. ‘İşveren’imiz bize hep ‘Aman yavaş çalışın, acele etmeyin’ (!) der. Hemen ardından dinlenen işyeri idare amiri, daha büyük bir firmaya yan ürün imal ettiklerini belirtti. İşçiler, patronlarını aklama amacıyla bu şahsın kendilerine “acele etmemelerini” söylediğini belirtirken, bu ifadelerin verildiği odanın duvarlarında çeşitli firmaların yan ürünlerini üretmede gösterdiği yüksek performanstan ötürü ‘işverene’ verilen teşekkür ve kalite belgeleri ile çeşitli sertifikalar göze çarpıyordu. Mahkeme hâkimi ve uzman ise, işçilerin -köylü kurnazlığının içinde hemen kendini ele verdiği- ifadelerinden, her dediklerinin tam tersinin doğru olduğunu seziyordu. İş güvenliği uzmanı, idari işler sorumlusuna makinelerin bakım ve onarımının kim tarafından yapıldığını sorduğunda, sorumlu buna cevap olarak, makinelerin bakımının işverenin akrabası olan ve o sırada hazır bulunan şahsın sorumluluğunda olduğunu belirtti. Bu şahsın ise herhangi bir teknik eğitimi yoktu ve sadece çocukluğundan beri bu işlerle uğraştığı için sorumlu tayin edilmişti. Kendisi teknik lise mezunu olan idari işler sorumlusununsa bu makinelerden anladığı yoktu. Öte yandan makinelerin onarımından ve bakımından sorumlu olan şahsın ise bir elinin baş parmak dışındaki diğer dört parmağının bulunmadığı ve parmakların yerinde deriyle yamanmış bir düzlüğün bulunduğu, heyetin gözünden kaçmadı. Sorulduğunda, kendisinin de parmaklarını bu makinelerde kaybettiği ortaya çıktı. Her iki sorumluya da işçileri kurallara uymaları konusunda uyarıp uyarmadıkları sorulduğunda (ki bu şahısların, işçilere bu kuralları anlattıklarına ve ders verdiklerine dair tutanak tuttukları halde, anlattıklarını söyledikleri bu kuralların ne olduğuna dair bir fikirlerinin olduğu dahi şüpheliydi), herhangi bir işçinin iş güvenliği kurallarına aykırı hareketini gördüklerinde kendisini uyardıklarını söyleyerek cevap verdiler. Ancak bu denli küçük, alçak tavanlı, bir otomobil tamirhanesini andıran bir işyerinde, çalışma koşullarının zorunlu sonucu olarak, bu şahısların her zaman gözlerinin önünde olan bir şey hakkında “gördüğümüzde uyarıyoruz” demeleri başlı başına şüphe uyandırıcıydı.
İşyerinde inceleme yapan mahkeme heyeti, gördüklerinden dehşete kapılarak değil, dehşetin ve eziyetin sıradan hale gelmesinden dehşete düşerek atelyeden ayrıldı.
İŞÇİ BİRLİĞİ okuru bir işçi