İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar Açlığa Çare Olur mu?

Genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısa adıyla GDO’lar hakkındaki tartışmalar gündemdeki yerini koruyor. Medyadaki açıklamalara, televizyonlarda yapılan tartışmalara baktığımızda, GDO’ların kimi uzmanlar ve yetkililer tarafından bir zorunlulukmuş gibi sunulduğunu görüyoruz. Dünyadaki açlığı çözmenin yolunun GDO’lu ürünlerden geçtiği propaganda ediliyor. Ancak gerçekler yapılan propagandanın tam aksi yönünde.

Genetiği değiştirilmiş gıdalar dünyadaki açlığın çözümüne katkı sağlamak bir yana açlığı daha da artırma riski üretiyor. Çünkü açlığı üreten mekanizmanın en önemli parçalarından biri, tarımda “yeşil devrim” diye adlandırılan süreçle ortaya çıkmış olan, yüksek verimli tohumlukların, sentetik kimyasalların ve tarım makinalarının kullanılmasıyla birlikte başlayan “endüstriyel tarım” sistemi. Endüstriyel tarım sistemi, birim alandan daha fazla ürün elde etmek dışında her şeyi göz ardı edebiliyor. Çiftçi hakları, tüketici hakları, çevre vb. hiçbir şey göz önünde bulundurulmaksızın, her geçen gün biraz daha fazla ürün elde etmek amaçlanıyor. Sonuçta tarlalar bir çeşit fabrikaya dönüşüyor, ürün miktarı gerçekten artıyor, ancak artıştan kazanç sağlayan, sisteme tamamen hâkim olmuş, sözünü ettiğimiz kimyasalları, makinaları ve tohumları üreten büyük şirketler oluyor. Birilerinin daha fazla kazanç sağlaması uğruna, küçük çiftçiler, küçük üreticiler yokluk içerisinde yaşamaya, halk sağlıksız gıdalar yemeye mahkûm olmaya, çevre geri dönülemez bir biçimde yıpratılmaya, toprak verimsizleşmeye, su tüketilmeye başlıyor. Bütün bunların sonucuysa artan yoksulluk ve açlık.

Genetiği değiştirilmiş bitkiler, sözü edilen endüstriyel tarım sistemini bir adım daha ileriye götürerek şirketlerin tarım ve gıda piyasasına tam hâkimiyetini sağlamayı hedefliyor. Açlığı üreten bir sistem daha da katmerli olarak uygulanmaya başlandığında açlığa nasıl çare olunur? Küçük çiftçiye emeğinin karşılığını vermeyen, onları yoksulluk yüzünden toprağından kopmak zorunda bırakan tarım ve gıda sistemi onları açlığa mahkûm etmiş olmuyor mu? Dünyada varolan aç insanların üçte ikisi toprağından kopmak zorunda kalmış yoksul çiftçilerden oluşuyor. Açlığı yoksul çiftçileri daha da yoksullaştırarak çözmek mümkün değil.

Açlığın çözümü daha fazla gıda üretmekten geçmiyor. Çünkü dünyadaki açlık gıda yokluğundan kaynaklanmıyor. Dünyada üretilen temel gıda maddeleri herkese yetecek miktardan çok daha fazla. İnsanlar gıda az olduğu için değil, adil paylaşılmadığı için aç kalıyor. Açlığı çözmek için, şirketlerin çıkarlarını değil, çiftçilerin ve tüketicilerin, yani halkın çıkarlarını koruyan tarım ve gıda politikaları uygulamak gerekiyor.

GDO’yu savunanlar, yararlarına, örneğin verimin arttığına, böceklere, yabani otlara karşı dayanıklılığa dair pek çok bilimsel araştırma olduğunu öne sürüyor. Ancak sözü edilen “araştırma”lar GDO üreticisi şirketlerin bazı bilim kuruluşlarına sağladığı fonlarla sürdürülüyor. GDO üreticisi şirketlerin oluşturduğu lobiler üniversitelerden, DTÖ, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlara kadar pek çok kuruma etki edebiliyor.

Sözü edilen lobilerin etki alanı dışında kalmayı başaran bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar GDO’lu ürünlerin insan sağlığına ve çevreye zarar verebileceğini kanıtlıyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde ürkütücü sonuçlar elde edildi.

GDO’lu ürünlerdeki gen değişikliği çevrede bulunan genetiği değiştirilmemiş ürünlere de bulaşabiliyor. GDO’lu bitkiler kendi genlerini doğal çeşitlere bulaştırarak çeşitliliğin zarar görmesine neden olabiliyorlar. Zaten giderek azalmakta olan biyolojik çeşitlilik bir de GDO’lu türlerin tehdidi altına giriyor.

GDO’ların sakıncalarından söz ederken patent konusu üzerinde de durmak gerekiyor. Genetiği değiştirilmiş bitkileri üreten şirketler, ürettikleri bitki çeşidini kendi patentleri altına alıyorlar. Bu sayede sattıkları tohum üzerinden patent bedeli tahsil ediyorlar. Tohumlukların kendinden sonraki nesillerde ürün vermesini engelleyecek genetik müdahaleler yapıldığı için çiftçi her sene aynı tohumluktan bir daha satın almak, patent bedelini her sene bir kez daha ödemek zorunda kalıyor. Bu da ekonomik açıdan zaten zor durumda olan çiftçiye bir darbe daha vurmak demek.

GDO’lar bir kez serbest kaldığında, tarım ve gıda sistemimizi derinden etkileyecek sorunlar ortaya çıkacaktır. Çevremizi altüst edecek, toprağımızı, suyumuzu zehirleyecek, tarımsal biyoçeşitliliğimizi yoğa çevirecek, çiftçimizi sömüren, sözü edilen ürünleri tüketen halkın haklarını hiçe sayan, halk sağlığına doğrudan ya da dolaylı olarak zarar verecek böyle bir uygulamaya hiç ihtiyacımız yok. Halkımıza fazla fazla yetebilecek bir tarım potansiyeline sahibiz. Kendi tarımsal çeşitliliğimiz bize rahatlıkla yetebilir. Yeter ki doğru tarım ve gıda politikaları uygulansın.

Mebruke Bayram 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 251030
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.