.jpg)
Tuzla tersanelerindeki çalışma koşuları
Tersane gemi yapım ve onarım işleri, ağır ve tehlikeli bir sanayi koludur. Bu zor çalışma koşularına rağmen gemi yapımındaki iş ritmi ve çalışma saatlerinin artırılması, tersane mekânının daralması ve bu yeni hıza uygun iş güvenliği tedbirlerinin ana işverenler tarafından alınmaması gibi nedenlerden kaynaklı olarak hemen her gün iş kazası yaşanmaktadır. Tuzla’daki çalışma şartları, hem mekânın, hem de isçilerin biyolojik ritminin sınırlarına dayanmış durumdadır. Tersanelerde binlerce işçi sigortasız ve asgari ücretle günde 15 saate kadar çalıştırılmaktadır. İşçiler ekmeklerini kazanmak için hayatla bir savaşım içerisinde. Kimin galip geleceğiyse hiçbir zaman belli olmuyor. Bazen yanı başındaki arkadaşını, bazen bir anda birden çok işçi arkadaşını kaybederken, bazen de kendisi yenik düşüyor hayat kavgasında.
İşçiler neden ölüyor
Tuzla’daki isçiler “baret, gözlük takmadıkları için” ölüme davet çıkarıyorlarmış! Ölümlerin sebebi gerçekten de bu mu? Hiç sanmıyorum… Tuzla’da isçiler, tersanesinde gemi yapılan, üretim zincirinde en büyük kâr marjına sahip tersane sahibinin, işyerinin güvenliğini iş başlamadan önce ve üretim sırasında almadığı için ölüyor. Mesele “baret takmaya üşenen eğitimsiz isçiler” meselesi değildir. Gemi inşa sektöründe ağırlıklar ton ile değil, groston ile verilir. İsçilerin üzerine düsen sac parçaları 3, 5 tonluk parçalardır. Vinçle taşınması gereken bu parçalar yerine, forkliflerle daracık tersane mekânında, acele acele bir yerden bir yere taşınırsa, forkliften işçinin üstüne düşüp işçiyi, teknikeri, mühendisi ikiye bölebilirler. Böyle ölen isçiler vardır. İsçilerin yüksekte çalışacağı iskeleler, geminin dış yüzeyi bozulmasın, ikinci kere taslama gerektirmesin, iş “çabuk çabuk” yetişsin vb. bahaneler nedeniyle kaynak ile uygun bir şekilde sabitlenmezse, düşen isçi baretli, gözlüklü de olsa, ölme ihtimali büyüktür. İş, sipariş sözü verilen tarihte yetişsin, tersane sahibi gecikme tazminatı ödemesin diye, bir yardımcı eşliğinde yapılması gereken işler tek kaynakçı, tek montajcı ile yapılmakta, isçi ambara veya denize düşse düştüğünden haberdar olunması saatler, bazen bir gün bile sürebilmektedir. İş “çabuk çabuk” bitsin diye, oksijen hortumları ve elektrik kabloları birbirinden düzgünce ayrılmazsa, isçinin kaynak yapacağı gemi dehlizleri fanlarla gazlardan arındırılmazsa, isçi patlamada ölür. Bütün bu tedbirler, İş Kanunu’na göre ve her akli selim insanın tahmin edebileceği gibi, işyerinde üretim yaptıran, isçi, mühendis istihdam eden, bu işten kâr eden patronun yükümlülüğündedir.
Yaşanan kazaların hiç biri kader değildir. Tersanelerden ne zaman bir ölüm haberi gelse; buna kaza diyorlar, kader diyorlar! Gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyorlar. Günde 12–14 saatlere varan çalıştırmalar, iş güvenliği malzemelerinin alınmayışı/verilmeyişi, taşeronluk sistemi ile işçileri bin parçaya bölünmesi, sigortasız sendikasız çalıştırmalar, işçileri tek başına çalıştıran tersane yetkililerinin denetlenmemesi, yaptırımların ve cezaların caydırıcı olmaması nasıl kaza, nasıl kader olabilir?
Sorumlu kimdir? Ne yapalım?..
İşyeri güvenliğini sağlama sorumluluğu tersane sahibine, denetlenmesi devlete aittir. Bunları yapmaması durumunda gerekli yetki ve yaptırım gücüyle donatılmış Çalışma Bakanlığı’nın “sorumluluğuna girmektedir”. Tersanelerdeki iş cinayetlerini işleyenler kadar onlara göz yuman ve yaptırım gücünü işçiden yana kullanmayan Çalışma Bakanlığı da sorumludur. Tersanelerde bugüne kadar yaşanan tüm ölümler önlenebilir niteliktedir ve hepsi açık bir iş cinayetidir. Sorumlular yargılanmalı, Çalışma Bakanlığı bir an önce acil müdahale etmelidir. Yoksa bu “seri iş cinayetleri” artarak devam edecektir.
İş yasası, iş cinayeti teşebbüslerini para cezası ile geçiştirirken, işçilerin sağlıksız ve güvensiz koşulları protesto için topluca işi bırakması, iş cinayetlerini protesto için greve çıkmaları durumunda derhal işten atılmakta, işsizlik ordusuna itilmektedirler. Hiçbir cinayetin üzeri para ile örtülemeyeceği gibi haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı çıkan işçilerin işten atılması onların mücadelesini engelleyemeyecektir. İşçiler tüm bu zor koşulların üstünden ancak örgütlü mücadele ile gelinebileceğini çok iyi bilmektedirler. Bu cinayetlere ancak ve ancak tüm gücü üretimden gelen işçi sınıfı dur diyebilir…
Özkan Aydınlı