Tekstil işkolunda bir işçiyim. Mesleğimde ustayım. Nitelik ve becerilerimle aranan bir işçi sayılırım. Bütün işçiler gibi ben de ekmeğimi kazanmak için emek-gücümü kapitalistlere para (ücret) karşılığında satıyorum. Kapitalistlerle/patronlarla olan ilişkimiz yalnızca bu doğrultudadır. Onlara düşünce ve davranışlarımızı satmıyoruz. Hal böyleyken patronlar işe alacağı işçilerini önce kendileri çıkarlarına göre seçip alırlar. Sözlü-yazılı imtihanlardan geçirirler. Bununla da yetinmezler. Polis ve öteki istihbarat birimlerinden bizleri soruştururlar. Nüfus Cüzdanı örneği, ikametgâh kâğıdı ve Savcılıktan “Adli Sicil” (Temiz Kâğıdı) isterler. Bu konudaki bir tecrübemi İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz okurlarıyla paylaşmak istedim:
Ben de bir işyerine girerken bu süreçlerden geçtim. İşbaşı yaptım. İşimi iyi yaptığım için benden memnun da kaldılar. Bir yandan çay ve yemek paydoslarında arkadaş edinirken diğer yandan da maaşımın bir an önce belirlenmesi içen çağrılmayı bekliyordum ki işe girişimin 4. günü personel müdürü tarafından yazıhaneye çağrıldığım söylendi. Maaş/ücret konuşacağımızı sanırken bay müdür doğrudan bana adli sicil kaydımın nedenini sordu ben de detayına girmeden 1 Mayıs mitingiyle ilgili bir gözaltımın olduğu ve serbest bırakıldığımı, bunun da 10 yıl kadar önce olduğunu, bunun dışında da her hangi bir mahkûmiyetimin olmadığını söyledim. Herkes gibi gereksinmelerimi karşılamam için de bir işe ihtiyacım olduğunu belirttim. Her ne kadar "biz herkesin düşüncesine saygılıyız!" dese de bir terslik sezinliyordum. Bu durumu patronlarla değerlendireceklerini söyledikten sonra ben tekrar makine başına çalışmaya gittim. Akşam mesai bitimine kısa bir süre kala bu defa başka bir "yetkili" ile görüşmemizde yukarıdan gelen talimata göre işine son vermek durumundayız derken bana, patronların kararını da öğrenmiş oldum! Evraklarımı ve çalışmış olduğum 4 günlüğümle birlikte şapkamı alıp bu işyerini terk ettim. Sınıf bilinçli olmam ve işçi sınıfının siyasal ve sendikal birliği için mücadele eden mimli bir işçi olarak işten atılmam son derece doğaldı. Bu türden birkaç tecrübe daha geçirmiştim. Anılan bu türden işyerlerinde ne sendika var ne de kâğıt üzerinde belirtilmiş “yasa” güvencesi. Bazı patronlar ise işçileri asgari ücretten ve bir ayın yalnızca bir haftasında çalışıyor göstererek sigortalı yapmaktadır. İşçileri de buna zorlayıp alıştırmışlar. İşçilerle tek tek konuştuğunda hemen hepsi bu durumlardan memnun değil, örgütleme laflarından da korkuyorlar. Patronların ispiyoncularından çekiniyorlar. Patronlar çok kıyıcı ve çok büyük paralar kazanıyorlar. İşçi emeğini kabaca sömürüyorlar.
15/16 Haziran Direnişi’ni tabanda ören, eylemde öncülük eden 5 bin küsur militan işçinin de bir ömür boyu hiçbir fabrikaya giremediğini, işsizliğe ve açlığa terk edildiğini okumuştum. Bizim “sosyal kaderimiz” de böyle olacak… Biz işçiler ekmeğimizi kazanmak istiyoruz. Patronlar ise, mevcut hukuku bile çiğneyerek bizleri işsizliğe, yoksulluğa ve açlığa terk ediyor… Kaderimizi kendimiz çizmek istiyorsak işçi sınıfının siyasal ve sendikal birliği için mücadeleden başka bir seçeneğimiz yoktur !..
Seyit Orhan