İŞÇİ BİRLİĞİ: Merhaba. Öncelikle içinde bulunduğumuz Bramsche kampıyla ilgili sorumuzla başlayalım. Bu kamp nasıl bir yerdir? Bu kampta kaç kişi kalıyor? Siz bu kampta kaç yıldır kalıyorsunuz? Kamptaki genel koşullar nasıl?
Savaş Aksoy: Ben dokuzuncu ayın yedisinde bu kampa geldim. Yıl 2010’du. Aşağı yukarı benim burada bulunuşum bir yılı geçmiş durumdadır. Kampın temizliği güzel. Burada yaklaşık beşyüz kişi bulunuyor. Çoğunluğu Kürtlerden oluşuyor. Irak ve Suriye Kürtleri ağırlıktadır. Türkiye’den gelen Kürtlerin sayısı azdır. Bu kamptan otuzbeş kilometre ötesine çıkmak yasak. Bu alan bizim tüm ihtiyaçlarımızı karşılamak için yeterli değil. Yemeğimiz, sıcak suyumuz var. Fakat her gün aynı tür yemekler verildiği için insan artık bunları yiyemiyor. Yemekler çok kötü. Dışardan almak durumunda kalıyoruz. Aylık kırk euro para veriyorlar. Çalışma iznimiz bulunmuyor. Ancak bir yıl dolduğu zaman çalışma izni veriyorlar. Çalışma izni almış olsan da belirlenen bu otuzbeş kilometrelik alanın dışında çalışamazsın. Kaldığımız kampın içindeki şebekeler çok kötü. İnternet bağlantısı kuramıyoruz. Bu kampta en çok bıktırma politikası uygulanıyor. İnsanlar burada kalmaktan bıkıp kendi ülkelerine dönsün diye düşünülüyor.
İB: Peki genel olarak göçmenlerin sorunları nelerdir? Özellikle Almanya bu dönemlerde göçmenlere karşı nasıl bir politika uyguluyor. Mesela Kürt göçmenlere eskiden nasıl yaklaşıyorlardı, şimdi nasıl yaklaşıyorlar?
SA: Kürtlerin problemleri genellikle siyasî oluyor. Bildiğim kadarıyla İran’dakiler Ahmedinejad rejiminden kaynaklı olarak geliyorlar. Filistin’den gelenlerin durumu zaten ortada. Almanya, eskiden Kürt göçmenlere daha iyi davranıyordu, kamplarda bu kadar uzun süreler bekletmiyordu. Ev ve iş imkânları sağlıyordu. Ama bugün Türkiye’den gelenler, özellikle Kürtler, mahkeme belgeleriyle geldikleri halde 34 yıl gibi uzun süreler kamplarda bekletiliyorlar. Almanya şu anda göçmenlere karşı yıldırma ve bıktırma politikası uyguluyor. Göçmenlerin buradan gitmesini istiyorlar. Göçmenler de bu acılara katlanmak zorunda kalıyorlar. Gençler için bu durum biraz daha katlanılabilir oluyor. Ancak ailesi olanlar, çocukları olanlar çalışmak zorundadırlar. Fakat iş imkânları tanınmadığı için kampta saati bir eurodan çalışmak zorunda kalıyorlar. İnsanlar başka yerlerde kaçak çalıştıkları zaman çoğunlukla yakalanıyorlar ve çeşitli baskı ve cezalara, tehditlere maruz kalıyorlar.
İB: Biraz da göçmenlerin göç yollarında karşılaştıkları sorunlara değinelim. Nehirden geçerken ölenlerin olduğunu duyuyoruz. Geçiş bölgelerinde yakalandıklarında hapislere atıldıklarını biliyoruz. Ayrıca göç yollarında yüklü miktarda paralar ödemek zorunda kalıyorlar.
SA: Deniz yollarında çok ölenlerin olduğunu duydum. Teknelere aşırı sayıda kaçak göçmen bindiriyorlar. Suyun ortasında tekneyi batırıp kaçıyorlar. Kaçak göçmenler suda boğularak ölüyorlar. Ben kara yolundan gelmeyi seçtim. Buraya gelene kadar birçok noktada göçmenler yanlarında getirebildikleri paranın büyük bölümünü rüşvet olarak dağıtmak zorunda kalıyorlar. Can güvenlikleri yine tehlikeye düşüyor.
İB: Son yıllarda, Almanya’da ve Avrupa ülkelerinin genelinde göçmenlerin yaşam koşullarının daraltıldığını görüyoruz. Bunda yaşanan iktisadi kriz ve sosyalizm denemelerinde yaşanan geriye düşüşten sonra sosyal devlet uygulamasının ortadan kaldırılmasının payı var. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde ayrımcılık ve milliyetçilik yapılıyor mu? Göçmenlerin geçim şartları ne durumdadır?
SA: Burada daha önce oturma izni almış olan göçmenlerin Alman ekonomisine büyük katkıları var. Almanya Avrupa ülkeleri içinde ekonomik durumu en iyi olan ülkedir. Daha önce oturma izni alanların vergileri önemli bir gelir. Ayrımcılığı daha çok Naziler yapıyorlar. Ama hem hükümet kurumları hem de halkta Nazilere pek sempatiyle bakanlar bulunmuyor. Romanya ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği’ne girmesi buradaki iş imkânlarını ve iş piyasasını düşürüyor. Buradaki Almanlar bu durumdan çok şikâyetçiler. Yunanistan’a yapılan yardım paketleri yeterli olursa Avrupa ekonomisi biraz rahatlayabilir. Ama ne olursa olsun Almanya ekonomisi daima yüksek düzeyde seyrediyor. Sosyal yardım ve iş imkânları var, özellikle çoluk çocuklu aileler Almanya’da iyi bir sosyal yardım alıyorlar. Çalışmadıkları halde rahat bir yaşam sürdürebiliyorlar.
İB: Türkiye’yi niye terk ettiniz? Türkiye’de ne gibi sorunlar yaşadınız? Tüm sevdiklerinizi ardınızda bırakıp buralara göç etmek zor olmadı mı? Yeniden Türkiye’ye dönmek ister misiniz? Sizi buralara sürükleyen şey neydi? Bu kadar zahmete değdi mi buralara gelmek?
SA: Öncelikle Türkiye’de Kürt olmanız farklı bir olaydır. Kürt olduğunuz zaman senden gasp edilen temel hakları almak için mücadele etmen gerekiyor. Kürtlerin ve diğer ezilen halkların savunuculuğunu yapan ve onları savunan legal parti BDP’dir. Ben oradayken adı DTP idi. Biz de bu partiyi savunduk, onun sempatizanı olduk. Bu partiye gönül veren insanlardan olduk. Çeşitli tehditler ve baskılara rağmen (gözaltı nezaret vb.) girdiğimiz yoldan dönmedik. Feodal sistem kalktıkça, gençler büyüdükçe, bu parti daha da gelişmeye başladı. 2007 genel seçiminde yirmi bir milletvekiliyle parlamentoda Kürt halkını ve emekçi halkları savunan bir muhalefet gücü oluştu. Bağımsız adaylardan önemli sayıda bir milletvekili oluşmuş oldu. Bunu hazmedemeyen TC ve AKP hükümeti partiyi kapatma girişiminde bulundular ve en sonunda partiyi kapattılar. Partiden barışçıl dili kullanan iki isim olan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliği düşürülerek partinin etkisi zayıflatılmaya çalışıldı. Leyla Zana’yı da bu düşürmede gerekçe saydılar. Bu olay bazı aydın ve demokrat çevreler tarafından da eleştirildi. Daha sonra 2009 yerel seçiminde yeni adıyla BDP çatısı altında daha çok güçlenerek belediye sayısını 54’ten 99’a çıkarttı. Bu başarı hazmedilemedi. KCK adı altında operasyonlar başlatıldı. Onbeş yaşındaki çocuktan Batman belediye başkanına kadar BDP kadrosundaki önemli siyasetçiler tutuklandılar. Bunlar halen devam ediyor. Sayısı şu an üç bini aşkın olan BDP kadrosu cezaevlerindedir. KCK adı verilen operasyonda yakalanan siyasetçiler ve belediye başkanları hayatları boyunca silaha başvurmamışlardır. Ben de bu anlattığım süreçte seçilen kurbanlardan biriydim. Evimden kaçıp Mersin, Adana ve İstanbul gibi yerlerde saklandım. İki defa evimize baskın yapıldı. Bulunduğum çeşitli mekânlara baskınlar yapıldı ve ben Avrupa’ya kaçmak zorunda kaldım. Tabii ki ülkemi, Türk, Kürt ve diğer emekçi halklardan kardeşlerimi, ailemi çok seviyor ve çok özlüyorum. En büyük isteğim bir gün özgürce kendi ülkeme dönmektir.
İB: Türkiye’deki siyasi gelişmelerden haberdar olabiliyor musunuz? Son dönemde süreç biraz sertleşmiş durumda. Sizce iş nereye varacak? Çok sayıda tutuklamalar oldu gene. Bir yandan da görüşme kasetleri ortaya çıktı. Bundan sonra süreç nereye evrilebilir? Türkiye’deki siyasi ortam buralardan nasıl görünüyor?
SA: Ortamın gerilmesi, Türkiye ve İran’ın sınırdışı operasyonlar yapması, Kandil’i işgal etme çabaları, Kandil’den ötürü daha çok Irak Kürdistanı’ndaki insanlara zarar verdi. Hamile kadınlar ve çocuklar öldü. Bu bombardımanlar hem PKK’yi hem Kürt halkını hem de BDP’yi çok öfkelendirmektedir. PKK’nin de bu bombardımanlara karşı eylemler düzenlemesi asker ölümlerinin çoğalması ve rehin alınan askerler, öğretmenler ve ölen sivil insanlar ortamı daha çok gerdi. TAK örgütü yapılan bu bombardımanlara karşı Ankara’da bombalı eylem yaparak sivil insanların ölümüne yol açmıştır. Atılacak ilk adım hala tutuklu bulunan milletvekilleri, belediye başkanları ve Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasıdır. Bence bu AKP’nin son dönemidir. Eğer gene bu sorunu çözmezse doğuda aldığı oyların çoğunu kaybeder.
İB: Bir genel siyasî af çıkarsa Türkiye’ye döner misiniz? Göçmenler son dönemlerde buralarda oturum alabilmek için evlenme yolunu tercih etmek zorunda kalıyorlar, bu insanların dönüşlerini etkiler mi? Sizce buralara yerleşmiş insanlar bir genel af olursa ve bazı meselelerde bir uzlaşmaya gidilirse geri dönerler mi?
SA: Burada uzun süredir kalanların döneceğini sanmıyorum. Çünkü artık çocuklar burada büyüdüler. Buralarda okudular. Belki anne babalar dönmek ister ama çocukları istemez. Ama yakın zamanda gelenler bir siyasî af çıkar ve tehlikenin olmadığını hissederlerse kesinlikle kendi ülkelerine geri dönerler. İlk başta dönecek olanlardan biri de ben olurum. Alman devletinin uyguladığı yıldırma politikası ve kampta çoğu şeyi sınırladığı için insanlar burada bunalıyor ve çareyi evlilikte buluyorlar. Çünkü evlendikleri zaman kamptan çıkıp her türlü hakka kavuşabiliyorlar.
İŞÇİ BİRLİĞİ
* Bu röportaj adı geçen kampta bulunan arkadaşımız Turgay Ulu tarafından gerçekleştirilmiştir.