İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

“Wall Street’i İşgal Et!”

İnternet üzerinden örgütlenen Amerikalı gençlerin Wall Street milyarderlerini koruyan finans sistemine ve sosyal eşitsizliklere karşı 17 Eylül 2011 tarihinde New York Borsası’nın bulunduğu bölgede başlattıkları protesto gösterileri devam ediyor.

“Nüfusun yüzde 1’i paranın yüzde 99’una sahip, biz yüzde 99 olarak yüzde 1’in açgözlülüğüne daha fazla izin vermeyeceğiz” diyen gençlerin ‘Wall Street’i İşgal Et’ adını verdikleri hareket birkaç hafta içinde Amerika’nın 170 kentine yayıldı. New York’ta katılımın 100 bin kişiyi bulduğu eylemlere Ulaşım İşçileri Sendikası, Çelik İşçileri Sendikası, Ulusal Öğretmenler Sendikası ve Amerika İletişim İşçileri gibi ülkenin en büyük sendikaları da destek veriyor.

Amerikan basını haftalardır süren ve her gün başka bir kente sıçrayan eylemleri “bir grup yeni yetme anarşistin işi” diyerek karalamayı ve polis şiddetini örtbas etmeyi sürdürüyor. Polisin ablukası altında devam eden eylemlerde, hareketin internet sitesindeki (occupywallst.org) verilere göre şimdiye dek bine yakın kişi gözaltına alındı.

2008 krizinden sonra Şnans kurumlarını kurtarmak için 2,5 trilyon dolar harcayan Amerika’da 2011 yılı itibariyle 15 milyon işsiz bulunuyor. Krizden bu yana 25 milyon işçi altı aylık sözleşmelerle geçici ve yarım günlük işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor. Üniversite mezunu işsizlerin oranı son kırk yılın en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Üniversite eğitiminin paralı olduğu Amerika’da devletten ya da özel kuruluşlardan aldığı öğrenim kredisiyle okuyan bir genç, üniversiteden mezun olduğunda ortalama 25 bin dolarlık kredi borcuna girmiş oluyor. 2011 itibariyle Amerika’nın toplam öğrenim kredisi borcu 900 milyar dolar civarında.

Arap ülkelerindeki halk hareketlerinden, Yunanistan, İspanya ve dünyanın dört bir yanında direnen halklardan ilham aldıklarını söyleyen Wall Street eylemcileri, yoksulçoğunluğu işsizliğe, güvencesizliğe ve geleceksizliğe mahkûm etmeye çalışan zengin azınlığa karşı seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirtiyorlar.

Şu da inkâr edilmez bir gerçektir ki, ABD’de bu eylemlere öncülük eden çevrelerin talepleri, “Başkan Obama’dan politikayı paradan ayıracak bir komisyon kurmasını istemek” gibi kapitalist devletin doğasına ilişkin olarak gülünç denilecek kadar küçükburjuvaca yanılsamalar çerçevesinde gelişmektedir. Ayrıca hareketin ırk ayrımcılığıyla kapitalist sömürünün sistematik biçimde iç içe geçtiği ABD’deki en yoksul kesimleri oluşturan siyahların ve hispaniklerin katılımını sağlayamadığı belirtilmektedir. Bu açıdan bakıldığında aşağıdaki ilginç veriler daha farklı bir anlam kazanmaktadır:

New York dergisi tarafından protesto gösterilerine katılanlar arasında yapılan bir ankete göre, göstericilerin yüzde 46’sı, yani büyük bölümü “kapitalizmin temelde kötü olmadığı, sadece düzenlenmesi gerektiği” şeklindeki tipik küçükburjuva yanılsamaları korurken, yüzde 37’lik bir bölümü kapitalizmin “iflah olmayacağına ve doğası gereği ahlak dışı olduğunu” düşünmektedir.

Hareketin saşarı genişledikçe, en çok ezilen ve sömürülen kesimlerin katılımı giderek artıyor ve hiç şüphesiz bu rakamlar da değişiyor. Fakat dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi, ABD’de de hareketin içinde bizzat kapitalist sistemin iflah olmazlığının farkında olan, sadece “bazı çürümüş politikacıları” hedef tahtasına koymakla yetinmeyip çürümüş kapitalist emperyalist sistemin bizzat kendisine yönelen bütün potansiyeli bilinçli ve örgütlü hale getirerek birleştirebilecek merkezî bir devrimci örgütlü gücün eksikliği hareketin en büyük zaafını oluşturmaktadır.

Bugün ABD’nin 170’den fazla kent merkezine yayılmış olan eylemler ilhamını sadece dünyanın diğer ülkelerindeki benzer hareketlerden almıyor. Dünyanın her yerinde sistemin derinindeki sarsıntıları ilk hissedenlerin çoğu zaman işçiler olması kuralına uygun olarak, 2009 yılında ABD’de bir dizi fabrikadaki işçilerin işgal eylemlerini ve bu sene başında Wisconsin kentindeki kamu işçilerinin işgal eylemlerini de bugünkü hareketin öncüleri olarak görmek gerekir.

ABD’li dünyaca ünlü anarşist düşünür Noam Chomsky, 2009 yılındaki fabrika işgalleri hareketi hakkında kendisiyle yapılan bir röportajda günümüzde ne tür bir örgütün gerekli olduğunu şöyle açıklamaktadır:

“Güçlü bir işçi hareketini yeniden inşa etmek çok zordur, ama bu daha önce başarıldı. ABD’de 1920’lerde işçi hareketi neredeyse tamamen yok edilmişti. Ama 1930’larda gerçekten yeniden canlandırıldı ve oldukça radikal bir hal aldı. Bazı şeyler başarılabilir, ama kendiliğinden değil. Yani, o zamanlar demokratik haklar mücadelesinin, işçi eylemciliğinin ve diğer pek çok hareketin tam kalbinde olan Komünist Parti vardı, bugün de benzer bir örgütlenme olmalı... onların ülke içinde oldukça iyi bir itibarları vardı. Bunu çocukluğumdan oldukça iyi hatırlayabiliyorum, çünkü ailemin çoğu sendikadaydı.”

Bunları söyleyen Chomsky’nin komünizme karşı oldukça eleştirel konumda duran bir isim olduğunu da dikkate almak gerekir. Günümüzde de kapitalizmin güncel krizi tarafından tetiklenen dünyanın dört bir tarafındaki kitlesel mücadeleleri gerçekten ileri taşıyabilecek, bir avuç kapitalistin doymak bilmez açgözlülüğünün yerine en geniş ezilen ve sömürülen emekçi kitlelerin yaşamsal çıkarlarını koyacak çok yönlü mücadelelere önderlik edebilecek biricik güç, bütün bu kitleleri proletaryanın devrimci bayrağı altında birleştirebilecek böyle güçlü bir devrimci parti olabilir ancak.

 

İŞÇİ BİRLİĞİ

 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 930480
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.