Bir işçi olarak böyle bir soruyu kendimi muaf tutarak cevap verirsem, onlarca bahane ve neden uydurarak, birazda suçlayarak işin içinden sıyrılmak mümkün gibi görünebilir.
Gerçeklik böyle midir? Ben sınıfın ne kadar dışındayım? Ne kadar içindeyim. Sınıfın bilincini, örgütlenme düzeyini değerlendirirken ben neredeyim? Önünde arkasında içinde dışında kenarında neresindeyim? Benim bilincimi kendimi örgütleme durumumu kim sorgulayacak? Hem savcı hem de yargıç mı olacağım? Eleştirirken özeleştiri ne olacak? Günlük yaşamımı nasıl planladım? Kapitalizmin albenili uyduruk dünyasında köksüz anlık ilişkilerle doğaya ve kendime ihanet mi ediyorum? Soruları mümkün olduğunca çoğaltmak gerektiğine inanıyorum. Samimiyetin, anlama algılama düzeyinin, sonuç çıkarma, çözümleme kararlılığının, planlama yapmanın, sorgulanması gerekiyor. Ezbercilikten kaçınan, görünen nedenleri değil köklerdeki nedenleri sorgulayan, bir yöntem gerekiyor. Bu bilimsel diyalektik yöntem var. Öğrenebilmemiz için ayrıntılı bir biçimde yazılmış anlatılmış. Önemli olan bu yöntemi tam olarak kavradıktan sonra somutumuzda uygulayabilmek durumundayız. Yaşadığımız zaman ve zemine ilişkilerimize aktarabilmek. Ben yapıyor muyum? Hayır! Böyle bir cevaptan sonra hizaya gelmek lazım. Tutarlı ve dürüst olmak gerekiyor. Benim gibi onlarca yüzlerce adamın yan yana geldiği kendilerine çeşitli unvanlar vererek havanda su dövmesine devrimcilik denebilir mi? Kapitalizmi keyŞne göre yaşa, sıkıldığın zaman kafan bozulduğunda “oynamıyorum” diyerek şikâyet etmeyi de devrimcilik san!? Ortamı boş bulduğunda hatta bilinçli olarak pohpohlandığında bu konuda da uzmanlaş ve bu türden alışkanlıklarını yaşam biçimi haline getir!? Daha ne istiyorsun!? “Oh ne âlâ” diyerek hâline şükret dostum…
Kaç kişiyi eğittin? Bulunduğun alanda bir pratik örgütçü çaban var mı? Kapitalizmin bulunduğun alanda nasıl örgütlendiğinin temel dayanaklarının neler olduğunu biliyor musun? O, bizi ve doğal çevremizi adım adım örgütlerken sınıf dışı hayallere ve tüketime yönlendirirken ben ne yapıyorum? Halkla, kitleyle ilişkisiz bir biçimde “bunlar adam olmaz” deyip karanlıkta ıslık mı çalıyorum? Kim bölgesindeki sınıfın, kitlenin nüfus ulusal kökeni, mezhepsel durumu, yaş kategorisi, kadın erkek çalışan sayısı, memurişçi kapitalist devlet ya da özel işletme hacimleri, profesyonel eğitim kurumları hakkında bilgi sahibi? Sokağındaki, mahallesindeki, semtindeki kapitalizmi göremeyen, ulusal ve uluslararası değerlendirmeyi nasıl anlayabilir? Bu türden verileri nerede kullanabilir? Benim kapitalizme katkım ya da mücadelem sorgulanmalıdır? Buna var mıyız? Kimin için varız? Yaşamın kaçta kaçında kimin için ne üretiyoruz? Bunun cevabını vermeden devrimci türküler söylemek doğru olmuyor. Böylece işin üretim yanını değil, tüketim ve keyişi tarafını esas aldığımız ortaya çıkar. Küçükburjuva, tüketim kişiliğinin üzerine cilalı ve Şyakalı söz öğrenmek, bunları papağan gibi tekrarlamak, kişiliği değiştirmiyor.
Görüntüye ve biçime değil, öze bakmamız gerekiyor.
Evet, işçi sınıfı elbette örgütlenebilir! Bunun için işe ilk önce kendi yaşamımızı örgütlemekle başlamalıyız. Fabrikadan kalan zamanımızı ideolojik/teorik gelişimimizi sağlamak ve pratik örgütsel çalışmalara harcamalıyız. Bütün bunları aynı yöne bakan yoldaşlarımızla kolektif plan ve disiplinle yerine getirdiğimizde işçi sınıfının örgütlenmesinde sorumluluk almış oluruz. Bizi fabrikada iliklerimize kadar sömüren, açlık sınırının altında bir ücretle yaşamımızı sağlayan burjuvaziye karşı tutarlı bir tarih ve sınıf bilincini edinerek örgütlenip mücadele etmekten başka kurtuluşumuz yok. Devrimci tarih ve geleneklerimiz bunun örnekleriyle doludur.
“İşçi sınıfı örgütlenmeye uygun en modern bir sosyal sınıftır. Onu örgütleyebilirsen örgütlenir. Öğretebilirsen öğrenir. Yeter ki sen öğretmesini ve örgütlenmesini bil!..” sözü boşuna söylenmemiştir.
Seyit Orhan