İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Bütün Gericilerin Son Dayanağı: “Sessiz Çoğunluk”

10 Ekim 2011 tarihli Yeni Şafak gazetesi baş sayfasının neredeyse tamamını Kemal Burkay’ın açıklamalarına ayırdı ve Burkay’ın “Kürtler PKK’ya İsyan Edecek” sözlerini manşete çıkardı. 

Bay Burkay, “Kürt halkı, tarihte belli dönemlerde belli sloganların arkasına takılır giderler, bu her zaman doğru yönde gittiklerini göstermez. Kürtlerin hepsinin Öcalan’ın arkasından gittiği kanısında değilim, Ak Parti, BDP’den daha fazla oy alıyor. İkincisi Kürtlerin sessiz bir çoğunluğu var, bu çoğunluk PKK’lı falan değil” diyordu.

Sessiz çoğunluk. Batı kökenli bu kavram, 19. yüzyılda mezarlık sakinlerini anlatmak için kullanılıyordu. 20. yüzyılda bu kavramı en çok kullanan ve popülerleştiren ise tutucu Amerikan Başkanlarından Richard Nixon oldu. Kasım 1969’da ABD içinde ve dışında sona erdirilmesi için gittikçe artan bir baskının oluştuğu Vietnam savaşını sürdürmek için “sesi fazla” çıkan savaş karşıtı “azınlığa” karşı “sessiz çoğunluğu” kendisini desteklemeye çağırıyordu. Aynı Nixon Latin Amerika gezisinde ziyaret ettiği ülkelerden birinde domates yağmuruna tutulduğunda, yine bu argümana sarılmış ve kendisini protesto eden lerin Latin Amerika halkının “sessiz çoğunluğunu” temsil etmediğini, sadece “çığırtkan bir azınlığı” temsil ettiğini söylemişti.

1975’te Portekiz’deki “karanfil devrimi”ni izleyen dönemde bir karşı-devrim girişiminde bulunan sağcı general Anton Spinola da ülkeyi aşırı yönlere çekmeye çalışan azınlık güçlere karşı sessiz çoğunluğu yardıma çağırıyordu.

Bizde de bu “azgın ya da çığırtkan azınlığa” karşı “sessiz çoğunluk”, bir avuç “marjinale” karşı sağduyulu geniş çoğunluk söylemi, özellikle sağcı politikacılar tarafından oldukça benimsenmiş ve sıkça kullanılmıştır ve hala da her fırsatta kullanılmaktadır. 12 Eylül faşist darbesini yapanlar da yıldırılmış, örgütsüz ve bu yüzden de sessiz olan %90’lık çoğunluğun 82 Anayasasına verdiği desteğe dayanarak kendilerini yıl-larca sessiz çoğunluğun temsilcisi olarak sunmuştur.

Aslında 12 Eylül darbesi tam da bütün toplumu bu tür bir tepkisiz “mezarlık sessizliğine” mahkûm etmek ve sermayenin bütün politikalarına kölece boyun eğdirmek için tezgahlanmıştı.

12 Eylül sessizliğini kıran  ilk önemli başkaldırı, Burkay’ların ve benzerlerinin “barışçı” ve nostaljik mülteci muhalefeti değil, 80’lerin ortasına doğru Kürt ulusal hareketinin çıkışı olmuştur.

Günümüzde hükümetin -Burkay gibilerin de dâhil olduğu- geniş şakşakçı korosunun sıkı sıkıya tutunduğu, PKK ve BDP’yi destekleyen milyonların “bölge”de sadece “çığırtkan bir azınlık”tan ibaret olduğu tezi, oldukça su götürür bir iddiadır. Fakat böyle olsa bile bu onların haksız olduğunu ve “sessiz çoğunluğun” haklı olduğunu göstermezdi hiç şüphesiz. Bugün binlerce Kürt çocuğunun ve Kürt siyasetçisinin hapishanelere atılmasına, “tek devlet, tek millet, tek dil” anlayışıyla geleneksel inkâr ve imha politikalarının sürdürülmesi çabalarına, Kürt halkının anadilde eğitim hakkı dâhil en temel haklarının tanınmamasına, sınır ötesine kadar uzanan ardı arkası kesilmeyen “tedip ve tenkil” harekâtlarına “sesli” olarak tepki gösterenler ne yazık ki hâlâ çok kü-çük bir azınlıktan ibarettir. Elbette bu insanlar azınlık oldukları için, aynı 82 Anayasasına yüzde 80 “hayır” oyu veren tek köy olduğu için çekmediği işkence kalmayan Sakarya’nın Topağacı köyü gibi, tarihin hükmü karşısında haksız değil haklı olanlardır. Kanal kanal ve gazete gazete gezdirilerek, bu politikaları sürdüren bir hükümetin “bölge”deki misyonerliğine, adeta çağdaş bir İdris-i Bitlisi rolüne gönüllü soyu-nanların haksızlığı ve utanmazlığı ise hiçbir sınır tanımamaktadır.

 

İŞÇİ BİRLİĞİ


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 817527
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.