Hükümet, her fırsatta kıdem tazminatını çalacağını söylemektedir. Bu konuda Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın ağzından yeni inciler döküldü. Bakan, bu konuda yeni çalışmalar yapıldığını, buna göre tazminatların bir fonda değil, kişisel hesaplarda toplanacağını ilan etti. Bu kişisel hesaplara devletin veya patronların dokunamayacağı (!) belirtildi. Böylece hükümet, bakan beyin ağzından önceki fon önerilerinin soygun amaçlı olduğunu itiraf etti. Ama küçük bir sorun var: Bu “hiç kimsenin dokunamayacağı” bireysel hesaplara patronun prim yatırması gerekecek! Bunu da bırakalım, hangi dağda kurt ölecek de sigorta primini bile ödemeyen ve bundan da aşa kurtulan patronlar “kıdem tazminatı” primini yatıracak, merak konusudur. Ayrıca yine aynı açıklamaya göre bu tazminatı alabilmesi için işçi adına en az 3 yıl prim ödenmesi gerekecektir. Yani bu tazminatı almak için şimdiki gibi 1 yıl yerine 3 yıl fiilen çalışıp bir de prim ödeme koşulu getirilmektedir. Bir kişinin 37,5 yıllık çalışması karşılığı şimdiki gibi (son aylık ücret çarpı 37,5 yıl) değil de 12 aylık ücret olacak (yani şimdiki 12 yıllık çalışma karşılığı olacak) şekilde ödeme yapılmasının düşünüldüğü belirtilmektedir. İşçinin “işçi statüsünden” çıkmayı tercih etmesi halinde son kertede kendi ücretinden kesilip kendi hesabına yatan parayı çekmesi için ise 5 yıl beklemesi gerekecek! Bugüne kadar kıdem tazminatına hak kazanmış olanlara ise kâğıt üzerinde ayrıcalıklar tanınacak. Nedir bu “ayrıcalıklar”? “İsterse” eski sisteme göre devam edecek. Sanki işçinin serbest iradesi varmış gibi. Veya tüm kazanılmış tazminatı yeni sisteme transfer edilecek, yani patron kıdem tazminatını işçinin kişisel hesabına yatıracak ve buraya prim ödemeye başlayacak, hak kazanma koşuları da yukarıdaki gibi olacak. Ya da kısmi transferi tercih edecek ki bu durumda mevcut kazanılmış hakkı dondurulacak ve yeni yatan primlerle beraber eski yasaya göre hak kazanırsa ödeme alacak. Böylece patronlara, Şilen mevcut dayatma hakkı yasayla da tanınarak kıdem tazminatını sıfırlatma özgürlüğü getirilecek! Sözleşme özgürlüğü adına işçi patronla “anlaşacak”. Bu “anlaşmanın” patron tarafından işçinin önüne imzalaması için koyulmuş üstü boş bir kâğıt olduğunu bilmeyen var mı? Herkes biliyor olacak ki bu tasarılar Ankara’da 8 Ekim’deki mitingde 50 bine yakın emekçi tarafından protesto edildi.
İŞÇİ BİRLİĞİ