13 Ekim tarihli Taraf gazetesinde “Dayak atıyor ama bir sor bakalım niye” başlıklı bir haber yer aldı. Haber kamuoyunda ve medyada hararetli tepkilere ve yoğun tartışmalara konu oldu. Habere göre Aile Bakanlığı’na bağlı bir kurumun sitesinde yayınlanan bazı kitaplar açıkça kadına yönelik şiddeti davet edici nitelikteydi.
Haberde belirtildiğine göre,
“Çalışan Annenin Kılavuzu” adlı kitapta kadının ‘aslî görevleri’ şöyle sıralanıyor: “Anne çalıştığı gerçeğinin yanında asıl görevinin ev hanımlığı olduğunu her zaman hatırlamalıdır. Bir annenin birinci görevi kocasına eş, çocuğuna anne, yuvasına hanımefendi olmasıdır.”
Haberde bu türden ifadelerin ve çok daha korkunç düşüncelerin yer aldığı kitabın AKP hükümetlerinden önceki bir dönemde hazırlanmış olduğu özellikle vurgulanıyor ve kitabın sitede yer almasının “Kadına şiddetin önüne geçmek amacıyla yasa tasarısı hazırlayan, medyadan orduya çeşitli alanlarda kadın konusunda yeni bir anlayış yerleştirmeyi hedeşeyen” mevcut bakanlığın politikasıyla tezat oluşturduğu söyleniyor.
Oysa başta Başbakan olmak üzere AKP hükümetinin önde gelen bütün sözcülerinin kadın ve erkek eşit olamaz, “kadının rolü mutlaka en az üç çocuk yapmak ve evinde oturup onlara bakmaktır” şeklindeki görüşlerinin Taraf’ın haberinde haklı olarak kadına yönelik şiddete davetiye çıkardığı söylenen bu kitaptaki yukarıda aktarılan görüşlerden pek de aşağı kalır yanı olmadığını herkes biliyor. Elbette bakanlığın sitesindeki geçmiş bir hükümet döneminde hazırlanmış olan bir kitaba sürmanşetten saldırmak ucuz ve kolaydır, hatta bu kitabı kaldırarak bakanlığa bir gösteriş yapma ve kendini aklama imkanı bile verilebilir. Ama aynı görüşleri savunan Başbakana saldırmak o kadar da kolay ve ucuz değildir ve Taraf gazetesinin temsil ettiği çevrelerin “majestelerinin muhalefeti” kültürüne uygun değildir. Bu kültürde küçük günahlara ateş püskürürken büyükleri görmezden gelmek ya da postu yükseklerdekilerin günahlarını görmezden gelirken küçük adamlar tarafından işlenen günahlara ateş püskürmek daima esastır.
Taraf’ın haberinin kitaptan ön plana çıkardığı bazı diğer mostralık görüşler de şunlardır: “Dayak olayı sebepsiz ortaya çıkmaz.” “Anne yemek yapması gerektiği halde yapmamıştır.” “Aile reisinin eve geldiği zaman kızmaya en müsait olduğu zamandır. Neden? Çünkü yorgunluk vardır, açlık vardır, günün gerginliği vardır...” Bu görüşleri daha da geliştirebiliriz, kadın niye dayak yemiştir, yemeğin tuzunu fazla kaçırdığı ya da az koyduğu için! Eğer bu hatayı yapmasaydı, yemeğin tuzuna dikkat etseydi dayak yemeyecekti! Hele bir de o kadın direnmeye ve karşılık vermeye kalkarsa, yorgun ve asabi adamcağızın zıvanadan çıkması işten bile değildir...
Bu mantık sonsuza kadar geliştirilebilir ve kendilerinden güçsüz olan yakınlarına baskı ve şiddet uygulamayı kendilerinde hak gören insanların başvurduğu mantık daima böylesine çürük ve aşağılık bir mantıktır. Başkalarını ezmek ve aşağılamak isteyen birisi buna her zaman kendince “geçerli” bir gerekçe bulacaktır. Ve birileri de bu gerekçeleri bu olayın gerçek sebebi olarak ciddi ciddi sunmaya kalktığında, ezen tarafın ezilen t a r a f a , güçlünün g ü ç s ü z e uyguladığı baskı ve şiddetin az ya da çok haklı bir gerekçesi olabileceğini savunmaya kalktığında, aynı bu haberi yapan Taraf’ın yaptığı gibi onu kınamak ve onunla dalga geçmek gerekir elbette.
Fakat Taraf’ın temsil ettiği süper ileri demokratların en az kadın sorunu kadar önemli olan birçok toplumsal sorunda gösterdikleri tavırların ve savundukları görüşlerin bu anlayıştan çok farklı olduğunu söyleyebilir miyiz? Tüm Taraf’giller tarafından “ileri demokrasi” yolundaki yegane umut kapısı olarak sunulan AKP hükümetinin en temel haklarını ve kazanımlarını savunan işçilere, öğrencilere (ki bunların yarısı da kadındır) yıllarca acımasızca uyguladığı ve her fırsatta uygulamaya devam ettiği baskı ve polis terörünü, Güler Zere’ler, en son yitirdiğimiz Suzan Zengin’ler gibi gerici devletin hapishanelerindeki binlerce devrimci kadın ve erkeğe çok sayıdaki devrimciye uyguladığı bilinçli yok etme politikasını bir kenara koyalım. İşkenceyi sokağa indiren AKP hükümetinin “işkenceye sıfır tolerans” masalına körü körüne iman etmek isteyen liberal bay ve bayanlarımız için bu tür olaylar hiç bilinmeyen başka bir evrende geçmekte olan olaylardır ve fazla gündeme alınmaya değmez. Bunların yerine bu demokrasi şampiyonlarımızın son derece iddialı olduğu bir konudaki, Kürt sorunundaki tavırlarına bakalım örneğin. Onlara göre, yüce hükümetimizin örneğin bölgedeki protesto eylemlerine kızarak özel bir yasa çıkarıp binlerce çocuğu hapishanelere tıkması her ne kadar istenmeyen ve en şiddetli biçimde kınanması gereken bir olaysa da, “sürecin bütünü açısından bakıldığında” sadece bir yol kazasıdır ve asla Kürt hareketinin hükümetin iyi niyeti konusundaki kuşkularını haklı çıkaracak bir şey sayılamaz. Evet geçmişte bütün TC hükümetleri bölgede gerçekten de hiçbir sınır tanımayan bir terör uygulamıştır, ve buna karşı kaçınılmaz olarak bir karşı şiddeti de meşru gören bir direniş hareketi ortaya çıkmıştır. Ama mevcut hükümet öncekilerle bir tutulamaz.
Binlerce çocuğu hapse tıksa da, anne de olsa çocuk da olsa polis gerekeni yapar diyerek analara ve çocuklara karşı şiddeti açıkça teşvik etse ve ödüllendirse de, yüzlerce seçilmiş insanı KCK adı altında tutuklasa da, ne yaparsa yapsın onun temeldeki iyi niyetinden asla şüphe edilemez. Neden?
Çünkü o şimdiye kadar hiç bir hükümetin yapmadığı bazı reformları yapmıştır ve şimdiye kadarkilerin söylemediği pek çok şeyi söylemiştir. Sistem içindeki çeşitli direnişler nedeniyle “bölge” halkına karşı baskıyı ve şiddeti tamamen ortadan kaldıramamışsa da büyük ölçüde azaltmıştır. Zaman zaman geçmişteki hükümetlerin geleneksel inkâr ve imha politikalarını oldukça andıran politikalar uygulamasının nedeni de yine kendi dışındaki statükocu güçlerin bu bir türlü kırılamayan direnişidir. Onun için Kürt hareketi eğer sorunun bir an evvel çözülmesini istiyorsa, şiddeti kullanan bir mücadele biçiminden derhal vazgeçmesi, tamamen barışçı ve uzlaşmacı bir tavır takınarak hükümetin iyi niyetli çabalarına yardımcı olmaya çabalaması gereklidir.
Bunun eşinden geçmişte sistematik olarak şiddet görmüş ve ona haklı olarak tam bir güvensizlik içindeki bir kadına, “karıcığım, seni bir daha asla dövmeyeceğim, evet daha önce de söz vermiştim ve söz verdikten sonra bir kaç kere daha sana şiddet uyguladığım da doğrudur, ama sen de bana yardımcı olursan bundan sonra bir daha asla yapmayacağım” vb. vb. diye diller döken bir eşe kadının güvenmesini ve en azından “bir şans daha vermesi gerektiğini” vaazeden bir sözde “aile barışı savunucusunun” tavrından ne farkı vardır? Kaldı ki liberal bay ve bayanlarımız aynı “bu seferki öncekilerden gerçekten de farklı” masalını bundan önce de birçok kez söylemişlerdir. Örneğin “Kürt realitesini ilk kez açıkça tanıyan” Demirel iktidarı döneminin başlarında da, “Bask modelini getireceğiz” diyen Çiller dönemininin başlarında da. Ne var ki her seferinde bu tür tatlı söylemlerin liberal yazarçizer takımının da ateşli desteğiyle estirdiği “açılım” rüzgârlarını en korkunç devlet terörü dönemlerinin izlemiş olduğunu da az çok tarih bilinçli her TC vatandaşı bilmektedir. Fakat her zaman herşeyin doğrusunu bilen ve bütün topluma yol gösterme iddasında olan bu bay ve bayanlarımız bir kez olsun “biz yanıldık ve insanları da yanılttık” diyerek dürüst bir özeleştiri yapmaya yanaşmamışlardır. Bunun yerine her zaman biz çok saf olduğumuz için, barışın hemen gelmesini çok fazla arzuladığımız için çok iyiniyetli hareket etmişiz, değişimci eğilimler statükocu eğilimlere ne yazık ki yenik düştü, “büyük fırsatlar kaçırıldı” vb vb. söylemlerle işin içinden sütten çıkan ak kaşık gibi kolayca ve pirüpak çıkıvermesini de başarmışlardır. Ne de olsa günün birinde yeni bir hükümet daha kurulacak, o da tatlı vaatlerle yola çıkacak ve umut fakirin ekmeği felsefesiyle halkı beslemeyi başlıca görev bilerek “bu kez farklı” diye bir kez daha işbaşı yapacak olan liberal baylarımız da böylece asla işsiz kalmayacaktır. Mevcut hükümetin sahte reformizmi büsbütün işas edinceye kadar ise onlar, kınadıkları”dayak atıyor ama bir sor bakalım niye” diyen utanmaz yazarla özünde aynı şarkıyı söylemeye devam edeceklerdir: “Evet bu da başkalarının etkisinde kalarak arada bir dayak atıyor ama, iyi niyetinden yine de asla şüphe edilemez çünkü bu sefer ortada bir sorun olduğunu dürüstçe kabul etti ve üstelik bir gün dayak atmayı mutlaka bırakacağına da söz verdi!”
Ezilen ve sömürülen yığınlara, emekçi halklara karşı dürüst olmayanların, bu yığınların bir parçası olan emekçi kadınların sorunlarına sahip çıkmaları da sahte bir dostluk görüntüsü altında muktedirlere yağcılıktan öteye geçemiyor, geçmesi de beklenemez.
Yusuf Çelik