İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Yeni YÖK Yönetmelik Taslağı ve Üniversitelerdeki Son Dönem Dönüşümler

Sermayenin -tüm emek süreçlerine olduğu gibi- kafa emeği ile yürütülen emek süreçlerine de müdahalesi hızlanarak devam ediyor. Bunun son görünümü Ekim ayı başında üniversitelere Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) eliyle gönderilen ve üniversitelerin görüşüne sunulan “yükseköğretim kurumlarında danışma kurulları kurulması hakkında” yönetmelik taslağı. Taslak, üniversitelerdeki “hizmet kalitesi”ni artırabilmek adına  “dış paydaşların” görüşlerini, oluşturulan “danışma kurulları” ile doğrudan dikkate alacak ve uygulayacak bir üniversite kurguluyor, her ne kadar bu “danışma kurullarının” kararlarının üniversiteye “tavsiye niteliğinde” olduğu belirtilse de. Taslakta önerilen danışma kurullarında “o ildeki sanayi ve ticaret odası başkanları veya temsilcileri” nin birini oluşturduğu “dış paydaşlar” yer almaktadır.

Bu yönetmelik taslağı yoluyla üniversitedeki emek süreçlerinde yaratılmaya çalışılan dönüşüm elbette ilk değil ancak taslağın yönetmelik haline gelmesi, üniversitedeki dönüşümün bir aşamasının sonuna doğru gelindiğinin habercisi olacak nitelikte. Son dönemde üniversitede de yaygınlaşan taşeron çalıştırma, tam zamanlı çalıştırma, bazı hizmetlerin özele devredilmesi gibi uygulamalar kamusal bir hizmet olan eğitim ve bilim üretiminin sermayeye devrediliyor olmasının göstergeleri iken,  taslakta tanımlanan olası danışma kurullarının oluşumu sermayenin isteklerinin üniversitedeki üretim süreçlerine doğrudan iletilmesi anlamındadır. Emek mücadelesinin üniversite içinde bugün bulunduğu durum düşünüldüğünde, sermayenin üniversiteye doğrudan ilettiği bu isteklerin hayat bulacak olması ise şaşırtıcı bir durum olmayacaktır. Bunun anlamı ise uzun zamandır sermayenin konusu haline gelme yoluna girmiş bulunan eğitim ve bilim üretiminin bu yolda hızlanarak ilerlemesi ve kısa zamanda bu üretim süreçlerinin tamamen sermayenin konusu haline gelmesi olacaktır.

Taslakta, yapılması öngörülen değişim için, Türkiye’nin 2001 yılında dahil olduğu ‘Bologna Süreci’ referans gösterilmektedir. Bologna süreci belgelerindeki bazı yaklaşımlar emekten ve çoğu yarının emekçileri olacak olan öğrencilerden yana gibi görünse de, bütünü ile incelendiğinde görülecektir ki, ‘Bologna Süreci’ sermayenin değişen ihtiyaçları doğrultusunda emeği yeniden konumlandırma çabasının bir ürünüdür. Bu belgelerde belirlenen temel ilkeler doğrultusunda Türkiye üniversitelerinde dönüşüm sürecin nasıl işlemesi gerektiği YÖK Strateji Raporu (2007) ve TÜSİAD Yükseköğretim Raporunda (2008) belirlenmiştir. Raporlarda kafa emeği ile yürütülen üretim süreçlerinin işçileri olan akademisyenler başta olmak üzere tüm üniversite çalışanları ve öğrenciler için doğrudan atılması gereken adımlar verilmiştir. Yakın geleceğin emek piyasasını belirlemek üzere öngörülmüş (başta meslek yüksek okulu) öğrenci kapasitelerinden, bilgi üretim süreçlerinin emek piyasasını belirlemek üzere öngörülmüş doktora sayılarına; bilgi üretim süreçlerindeki emeğin dolaşımının önündeki engelleri kaldırma amacındaki yurtdışı lisansüstü eğitim programlarına teşvikten, emeği sermayenin hızına yetişebilecek kadar hızlı ve esnek hale getireceği düşünülen “yaşam boyu öğrenim”e kadar önerilen birçok somut adımın arka planı hep aynıdır: sermayenin değişen ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmiş hızlı ve esnek bir emek piyasasının bilgi üretim süreçleri için de oluşturulma çabası. 

Üretici güçlerin geldiği gelişmişlik düzeyinde hâlâ niteliklerinden sıyrılamamış olan kafa emeği ile yürütülen üretim süreçlerinde emeğin dolaşımının önündeki önemli bir engel aynı üretim süreçleri içindeki kafa emekleri arasındaki nitelik farklılığıdır. Tüm bu belgeler “Avrupa standardında eğitim” söylemi ile önerdikleri “diploma denklikleri” ile bu engeli aşmayı amaçlar.

İşte Ekim ayı başında üniversitedeki emeğin gündemine düşen bu yönetmelik taslağı yukarıda bazılarından bahsedilen dönüşümlerin sermaye adına önemli bir halkasıdır. Emek mücadelesinin üniversite içindeki durumu elbette dışarıdaki emek süreçlerindeki durumundan farklı değildir. Üniversite emekçilerinin birçoğu sermayenin üniversiteye soktuğu “kalite”, “paydaş”, “yönetişim” gibi kavramlarla düşünmekte, üniversite içinde aynı saldırılara maruz kalan diğer emekçilerin sorunlarına duyarsız kalmaktadır. Bu gidişin yönünü yeniden değiştirebilmek adına 2008’de İzmir’de toplanan “üniversite emekçileri forumu” çalışmalarına başlamış, aynı yıl Ankara’da yeniden bir araya gelmiştir. Kocaeli üniversitesinde kurulan “Kocaeli Üniversitesi Emekçileri Platformu” çalışmalarını Şubat 2009’da sunmuştur. Bu süreçte araştırma görevlilerinin iş güvencesine yönelik YÖK önünde ve yerellerde eylemler, DİSK’e bağlı OLEYİS de örgütlü Kocaeli üniversitesi işçilerinin grevine destek, Lefke Avrupa üniversitesi öğretim elemanları grevine destek gibi eylemler gerçekleştirilmiştir. Forum, sermayenin saldırılarının üniversite içindeki izdüşümünden başka bir şey olmayan sorunlara çözüm üretebilmek için akademisyeninden, idari personeline; işçisinden, öğrencisine tüm üniversite bileşenlerinin birleşik mücadelesini yeniden örme çabasına devam etmektedir.

Özgür Güven


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 520333
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.