İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi olarak eğitim emekçisi Erdal Arı ile üniversite harçları, iş bulma olanakları ve sınav sistemi üzerine konuştuk. Yaptığımız röportajı aşağıda yayınlıyoruz.
Soru: Yeni eğitim-öğretim yılında harçlara yüzde 500’lere varan oranlarda zam yapılması gündeme getirilmişti, bununla amaçlanan eğitimin tamamen özelleştirilmesi midir?
Burada amaç sadece eğitimin ya da üniversitelerin özeleştirilmesi değil, böyle olmadığını düşünüyorum. Çünkü yakın zamanda ortaya konulan ve bakanlıkça sabaha karşı saat 03:00’da onaylanan ve cumhurbaşkanına gönderilen bir yasa var; Kiralık İstihdam Büroları adı altında. Bu Kiralık İstihdam Büroları (KİB) yakın zamanda modern yani geçmişin ilkel pazarının modern insan pazarına dönüştürülmesi amacını güden ve giderek sınıfın hali hazırda dağınıkta olsa mevcut örgütlülüğü tamamen parçalamaya amaçlayan, bütün işçileri bireyselleştiren bir amaç güdüyor. Kiralık İstihdam Büroları, bu son bir iki yıldır, İstanbul’da başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan ismek kursları, yani meslek edindirme kursları ve bu çerçevede yüz binlerce, milyonlarca çalışan insanın ya da belli bir üniversiteyi bitirmiş ya da belli bir işte uzmanlaşmış insanın niteliklerinin kayıt altına alınması ve devletçe artık belli bir yerde örneğin; Eyüp’te kaç işçinin hangi niteliklere sahip olduğunun artık devlet tarafından denetlenebilir ve ulaşılabilir bir hale getirilmesi sağlanmıştır.
Soru: Eğitimle iş bulma arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eskiden “okuyun” diye söylerdi aileler çocuklarına. Çünkü belli bir eğitim-öğretim sürecinden sonra iş bulma olanağı, daha doğrusu daha fazla para kazandıran bir meslek sahibi olanağı (doktor, mühendis, öğretmen vb.) okuyanların çoğu için olabiliyordu. Son 15-20 yıldır bu durum tersine gelişmektedir.
KİB son dönemlerde özelikle sürekli gündemleşen nitelikli iş gücü ihtiyacı üzerinden kurguluyor. Şimdi eğitimde buna uygun bir hale sokulmaya çalışılıyor. Yani nerde ne kadar öğretmene, ne kadar doktora, ne kadar mühendise, ne kadar sağlık memuruna, ne kadar nalbanda kadar ihtiyaç duyulan tüm alanlarda öncelikle beli bir sayı hedefleniyor ve insanlar ona yöneltilmeye çalışılıyor.
İkincisi; insanların parası kadar okuyabilmesi hedefleniyor, Yani eğitim emekçilere kapatılmıyor, aksine eğitim insanların parasına göre alabileceği bir hizmete dönüştürülüyor. Şimdi ikinci öğretimlerde niye öğrenci alınmamaya çalışıldı, niye böyle bir zam korkusu yaratıldı? Evet doğrudur, parası olanın öncelikle okulları tercih etmesi yani kredi, burs ve diğer şeylerin ortadan kaldırılması hedeflendi. Ama asıl önemlisi bu alanda sıkışan ve kontenjanı boş olan özel üniversitelerin biraz daha doldurulması, devletin vereceği kredilerle yani devletin doğrudan parayı öğrencilere değil aslında okulların sahiplerine vermesi hedeflendi.
Üçüncüsü; fabrikalarda, atelyelerde ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücü; yani meslek yüksek okulların özelikle önü de açılan, kat sayı farkını da ortadan kaldırıp liselerde, özelikle meslek okullarının büyük rağbet gösterilmesini sağlayan, haliyle meslek yüksek okullarının da önünü açan bir uygulama başlatıldı bu sene. Bu bütünlüklü yani devletin yada genel olarak kapitalizmin önümüzdeki yılarda nitelikli iş gücüne olan ihtiyacı ve diğer taraftan bütün işçilerin niteliklerinin kayıt altına alınmasını hedefleyen çalışmanın bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Soru: ÖSS kaldırılacak mı?
Evet ÖSS kaldırılıyor. Yani üç, dört yıla kadar ÖSS sistemi bütünüyle kaldırılması hedefleniyor.. Ve dördüncü sınıftan itibaren; yani ilk öğretim dördüncü sınıftan itibaren 4-5-6-7-8-9-10-11 toplam 8 tane sınav üzerinden, bu sınavların ortalaması üzerinden elde edilen puanla üniversiteye yerleştirme yapılacak. Yani ÖSS kaldırılıyor ama 8’e bölünmüş oluyor üniversite. Ve böylece eğitim, öğretim daha ilk okul, yani henüz 8-9 yaşlarındaki çocukların beyinlerine kazınmış oluyor. Şimdiki ve bu noktadaki yönlendirmeyi biz kendi akrabalarımızdan, yeğenlerimizden, kardeşlerimizden, çevremizden ya da görev yaptığımız yerlerden görebiliriz. İlk öğretim üçüncü sınıfta çocuklar dershaneye yönlendiriliyor. Dördüncü sınıfta çocuklar sınav psikolojisiyle kendi yaşamları dışında bir yaşama yönlendiriliyor artık. Artı bunun maddî getirisini bir yana da bırakalım 8 tane sınava girecek çocuk, sınav bedelinin yatırılması, ödenmesi ve diğer şeyler. Şimdi bu bir bütün: Yani ÖSS sisteminin kaldırılması, eğitimin ilk öğretim dördüncü sınıftan, daha doğrusu üniversiteye hazırlık sürecinin, ilk öğretim dördüncü sınıfa kadar çekilmesi; bu gün kapitalizmin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün artık daha profösyenel, daha nitelikli bir tarzda eğitim, öğretim alanına sokulmasıyla ilgilidir. Bunun bir diğer ayağını Kiralık İstihdam Büroları oluşturmaktadır. Bir diğer ayağını meslek edindirme ve halk eğitim merkezlerinde özelikle artık görece daha “nitelikli” bir şekilde verilen meslek kursları oluşturmaktadır. Yani önümüzdeki yılarda sınıfı ve devrimcileri daha çok zorlu günler beklemektedir. Üniversite ve eğitim de açıkçası bu sürecin bir parçası olarak gündeme geliyor. Yani burada amaç; ikinci öğretime gidilip gidilmemesi değil. Burada amaç; çok daha derinlikli çok daha farklı. Şimdi devlet diyor ki artık kadro alacam, sözleşmeli almayacağım. İşte 4b kapsamında kadro alacak. 4b kapsamındaki kadro; normal kadro, normal memurun dışında doğrudan işten atılabilen bir kadro konumuna geliyor. Evet sendikalı olabilir, emekli sandığına üye olabilir. Ama müdüre bağlı, müdürün vereceği puana göre işten atılabilecek bir kadro. Normal memurun durumu öyle değil, şimdi artık sözleşmeliyi de öyle yapıyorlardı. İkincisi bütün iş alanlarında meselâ taşeron sokulmuş durumda. Bütün iş alanlarında inanılmaz ölçüde taşeronlaştırma var. Şimdi taşeronda da gene beli sayıda ve beli bir sürede işçi çalışıyor. Örneğin; üç aylık ihale, bir yılık ihale, beş yılık ihale şimdi onu da kaldırıyor. Günlük sabah işe giriyorsun, akşam işten çıkıyorsun. Yani işten çıkıyorsun derken o çalıştığın yerden değil, doğrudan işin kendisinden çıkıyorsun. Sen bu gün çalıştın sadece, o günlük yevmiyeni alıyorsun ve işten çıkıyorsun. Böyle bir sisteme doğru bir gidişat var. Bunun tabanı örülmeye çalışılıyor. Eğitimde bunun parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Bence böyle görmek gerekiyor. Bu yüzden sınıfla gençlik hareketi arasında ya da gençlik mücadelesi arasında buradan bir köprü işlevini oluşturmak gerekiyor. Tabii bunu teorik düzlemde söylüyorum, çünkü mevcut güç ve olanaklar ölçüsünde bunlar yapılabilir. Ve hedef olarak böyle bir şeyin, böyle bir hedefin konulması gerekiyor. Gençlik çalışmasıyla sınıf çalışmasının birbirine doğrudan bağlı olduğunu daha net söyleyebiliriz.