1970’lerde gerçekleştirilen ve henüz aşılamayan 15 / 16 HAZİRAN DİRENİŞİ üzerine, İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi olarak; Gazetemizin sahibi ve Direnişin kadrolarından Sırrı Öztürk ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.
Soru: Günümüzde pek çok emekçi-halk hareketi ile işçi-kitle hareketi gerçekleştiriliyor. Yanı sıra öğrenci gençlik-kitle hareketleri de birer sosyal muhalefet dinamiği olarak önemini koruyor. Çeşitli eylemleriyle Kamu emekçileri de bu sürece katılıyor. Toplumda henüz yayılma istidadı göstermese de hak arama, taleplerini dile getirme ve eyleme geçme konusunda görece bir kabarma bilinci yükseliyor. “Gerici reform” dahi yapamayan AKP iktidarı bu sürecin geliştirilmesini kaygı ile karşılıyor. Bir yandan da “barış-demokrasi” çığlıkları atarak sosyal muhalefetin ateşini söndürmeye çalışıyor.
1970’lerde 15 / 16 Haziran Direnişi’ni tabanda ören, eylemde yönetip amacına taşıyan, poliste ve mahkemelerde sosyalizmin onurlu sesini haykırıp Direniş’in tarihsel ve sosyal haklılığını savunan, bununla da kalmayıp 15 / 16 Haziran Direnişi’ni kitaplaştıran, böylece tarihe anlamlı bir kayıt düşüren ve emektar bir işçi olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Toplumdaki hareketlilik, işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın aleyhindeki pek çok eksiğimize ve de “öndersizlik krizine” rağmen son derece önemlidir.
Dünya genelinde, Yakın Doğu’da -Bölgede- bu hareketliliği tetikleyen pek çok etken var.
Sosyalist Sistemin, Sovyetler Birliği’ndeki sosyalizm deneyiminin çözülüp dağılmasıyla birlikte dünya çapındaki kuvvet ilişkileri -güç dengeleri- yeni bir biçim aldı. Fakat kapitalist sömürünün özü değişmedi.
İnsanın ve insanlığın sosyal / evrensel kurtuluş özlemi büyük darbeler aldı. Bu kurtuluş özlemi düşünce-davranışta yeni niteliklere büründü. Kaybolmadı.
“Çağdaş Kapitalizm” ile “Çağdaş Sosyalizm” söylemi yerini “yeni dünya düzeni” ya da “düzensizliğine” terk etti. Günümüzde kapitalizm “global kriz” yaşıyor.
Hegemonlar deneyimleriyle şunu çok iyi biliyor: İnsanlık yeniden ayağa kalkacaktır. Kalkıyor da.
Emperyalist-kapitalizm “nasıl aşılır?”, “Sovyetler Birliği deneyiminden daha görkemlisi nasıl gerçekleşir?” diyerek şimdi daha ayrıntılı biçimlerde sorgulanıyor.
TC özelindeki sosyal hareketlilik bağrında önemli nüveleri barındırmakla birlikte, henüz aşılamayan zaaflarını da içinde taşıyor.
Çok önemli ve anlamlı kitle hareketleri gerçekleştiriliyor. Talepleriyle her kesim sokağı deniyor. Sokağın somut-tutarlı ve belli amaçlarla kullanılması elbette önemlidir.
Kapitalizmin evrensel ölçekteki yapısal krizi herkese öğretici dersler veriyor. Sisteme karşı mücadele eden emekten-emekçiden yana güçlerin zaafları geçici bir durumdur. Devrimci müdahalelerle aşılacaktır. Aşılmalıdır.
Sosyal muhalefet dinamikleri yıllardır sistemin çok yönlü baskı ve terörü altındaydı. Bunları özetle sıralayacaksak: İşçi Sınıfı Hareketi, Sosyalist Hareket, Emekçi Kadın Hareketi, İlerici Gençlik Hareketi, Kızılbaş-Alevi Hareketi, Kürt Ulusal Hareketi ve Yoksul (Türk-Kürt) Köylülük ve hatta Fukara Müslümanlar talepleriyle iktidarları silkelemeye çalışmaktadır.
Sokağı deneyen sosyal muhalefet dinamiklerinin tepkileri bir gün ile sınırlı kalmamalı. Kendi dışındaki güçlerle buluşup bütünleşmeli ve yaygınlaşma istidadı göstermeli ki, iktidarı silkeleyebilsin.
Bu sosyal muhalefet dinamikleri eylemleriyle çok büyük bedeller ödemiştir. Hâlâ da ödeniyor. Yarın da ödenecektir. Bedel ödemeden devrimci hareketi daha ileri bir mevziiye yerleştirmek hayaldir.
Sosyal muhalefet dinamiklerinin çeşitliliği, farklı örgütsel formasyonlarda bulunuşu ve belli niyetlerle sistemi sorgulayarak sokağı kullanmaya başlaması, haliyle bu muhalefeti “tutarlı-somut-amaçlı bir demokrasi mücadelesi” ve “tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar mücadelesi” ile atbaşı götürüp kitleleri seferber edip sevk ve idare edebilecek bir örgütlülüğe kavuşturulmalı. Siyasî tablodaki bu eksikliğin giderilmesine, köklü bir kopuşun gerçekleşebilmesine büyük bir ihtiyaç vardır.
Bu türden bir görevi yerine getirecek birleşik, ciddî, güvenilir ve donanımlı örgütsel bir güvenceden yoksunuz.
Sosyal muhalefet dinamiklerine kurmaylık edebilecek bir örgütsel güvencemizin eksikliğinde denenen sokak hareketlerinin sistemi zorlayıp taleplerini gerçekleştirme “şansı” oldukça zayıftır.
Soru: İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi sosyal muhalefet dinamiklerinin en anlamlısı işçi sınıfı hareketinin “kurmaylık” konusunda yeni nitelikler kazanması yolundaki düşünce-davranıştaki etkinlikleriyle bu zayıf olan “şans” nasıl bir değişime ve dönüşüme uğratılabilir? “Sosyalizmden haberli” kimi aydınların siyasî tablodaki sınıfsal eksikliği gidermek için yeni örgüt modelleriyle “atak” yapma hazırlığında olduğu görülüyor. Bu olguyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gazetemizin hangi ihtiyaçtan doğduğunu ve gündemine hangi soru ve sorunları aldığını içeriğinden öğrenebiliriz. İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi kolektif çabalarla üretilmektedir. Oluşumu, içeriği ile işçi sınıfı hareketine yeni bir ivme katacaktır. Yeni bir soluk ve yeni bir mevziin tutulmasını hayat ve mücadele öğretmiştir. İşçi Sınıfı Hareketi’nin Sosyalist Hareket ile buluşup bütünleşmesi ve böylelikle tutarlı bir siyasî örgütsel güvenceye kavuşmasıyla kütlesel çıkışlar bir anlam kazanacaktır. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin gerçekleşemediği, yani kurmayını üretemediği şartlarda sosyal muhalefet dinamikleri ne özlenen devrimci değişime uğrar, ne de dönüştürülebilinir.
İşçi Sınıfı Hareketi ile Sosyalist Hareketin buluşup bütünleşmesi ile oluşturulmuş bir İşçi Sınıfı Partisi (İSP) veya Komünist Partisi (KP) güvencemiz yoktur. Henüz oluşturulamamıştır. Üniversite okumuş yarım-aydınların parti kurma atakları yeni bir olgu değildir, öteden beri bu türden işlevsiz ataklar yapılmaktadır. Onların asıl amaçları İSP veya KP’nin oluşturulması değildir, bunu engelleyebilme telâşıdır. İSP veya KP yürek-bilek-akıl-mantık-bilimsel bilgi-bilinçle oluşturulur. Kurulmaz. Hayatı ve mücadeleyi kucaklayıp sosyal muhalefete kurmaylık yapacak örgütlenme denenip sınanmış ve de açığa vurulmuş küçükburjuvaca öznel niyet, özlem ve ataklarla gerçekleşmez. �?imdiye kadar da gerçekleşmedi. Örneklerini biliyoruz. Proletarya Devrimcilerinin PARTİ algılanması ile mevcut “sol” örgütlere bir yenisinin eklenmesi birbirinden çok farklıdır.
“İşçi sınıfının kurtuluşu ve özgürleşmesi onun kendi eseri olacaktır.” Gazetemiz Marx’ın bu devrimci vasiyetinin gerçekleşmesinden yanadır.
Soru: Toplumun bazı tarihsel ve sosyal değişim ve dönüşümlere gebe olduğunu herkes söylüyor. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği henüz gerçekleşebilmiş değil. Sol “cenahımız” düşünce-davranışta ne ayrışabildi ne de buluşup bütünleşebildi. Bu durumda sağlıklı bir doğumun gerçekleşebilmesi için İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi nasıl bir rol üstlenebilir?
Gazetemiz: 1.) Kolektif aklı, bilinci ve eylemi örgütlemeyi bilince çıkardığı; 2.) Üretiminden dağıtımına kadar kolektif çabalarla üretildiği; 3.) Tutarlı bir tarih ve sınıf bilincini savunduğu; 4.) “Dar grup kültü” yerine diyalektik birliğin bir hattını tuttuğu; 5.) “Benim” yerine “bizim” denilmesini ideolojik-teorik süzgecinden geçirdiği; 6.) İşçi sınıfının kendi özörgütlerinde rol ve sorumluluk almasına çalıştığı; 7.) İşçi sınıfının politika dışında tutan ve politikasızlaştıran tüm güçlere karşı olduğu; 8.) Emperyalist-kapitalizme-faşizme, artı-değer sömürüsüne ve sömürgeciliğe karşı tutarlı bir çizgi izlediği / izleyeceği; 9.) Burjuva ideolojisi ve revizyonizme karşı dövüştüğü / dövüşeceği; 10.) Sınıf adına hareket ettiğini sanan vekaletsiz atakları karşıya aldığı / açığa vurduğu; 11.) İşçi sınıfının özgürleşmesi yolundaki bir hattı tuttuğu için doğru ve haklı bir zemindedir.
Hakikatin ve doğruların kavgasını verenler eninde sonunda başarılı olacaktır. Evet gerçekler devrimcidir. Dünya’da da Bölge’de de toplum çok şeye gebedir. Doğrudur, “Türkiye’nin gündemi yarım saatte değişir” özdeyişini boşuna telaffuz etmiyoruz. Devrimci değişim ve dönüşümlerin sağlıklı biçimlerde gerçekleşebilmesi Sol “cenahımızın” elindedir. Sol’un ayrışıp bütünleşmesi ve anlamlı-ileri bir adım atmasıyla gündemi bizimkiler belirlemeye başlayacaktır. Tüm göstergeler bunu işaretliyor. Hâkim gerici sınıflar iktidar olmalarına rağmen “gerici reform” dahi yapamıyor. Sistem A’dan Z’ye kadar çürümüştür. Sosyal çürümenin panzehirini üretmek durumundayız. Proletarya temeline dayalı bu panzehirin üretilmesi herhangi bir örgütlenme anlamına gelmez. Bu örgütlenme, İSP veya KP’dir ancak.
Sosyal muhalefet dinamikleri gelişip güçleniyor. Bu sürecin içindeyiz. Siyasal-Sosyal Devrimi gerçekleştirecek sağlıklı bir doğum gerekiyor. Bu doğumu gerçekleştirecek ebeyi hayat ve mücadele üretecektir. Bunun işaretleri de her alanda boy verip gelişmektedir. Fakat bu ebe asla aşırı teorisizme ve entelektüalizme kaymış “aydın” takımından çıkmayacaktır. Proletaryanın içinden çıkacaktır. Hayatı ve mücadeleyi anlamlı kılacak, ilke ve projeleri örgütlenmeyi gerçekleştirmeye aday güçleri buluşturup bütünleştirdiğimiz zaman Gazetemiz de görevini yerine getirmiş olacaktır. Sosyal muhalefet dinamiklerinin tepkilerini etkili ve anlamlı bir sese dönüşebilmesine katkı getirmek durumundayız.
Soru: Gazete üretimi konusunda daha önce YENİDEN ÜRETİM isimli bir deneyiminiz olmuştu. Ocak 1991’de yayımlanan birinci sayısında: “Madenciler Tarih Yazıyor…İşçi Sınıfı Siyaset Gündeminde, Hem Öğreniyor Hem Öğretiyor. İşçilerin Birliği Kendi Yasallık ve Meşruluğunu Kanıtlıyor” diye de bir anlamlı başlık atmıştınız. Aradan 18 yıl geçtikten sonra ve bu kez İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi işbaşı yapıyor. Bu süreci nasıl izah edeceksiniz?
YENİDEN ÜRETİM’i ancak üç sayı yayımlayabildik. Üçüncü sayısına daha matbaada iken el konuldu ve yayını durduruldu. O zaman da aynı düşünce-davranış çizgilerimizle hareket ederek YENİDEN ÜRETİM’i de kolektif çabalarla üretmeye başlamıştık. Fakat Sol “cenahımız” metropollerdeki işçi-kitle çalışmalarına pek sıcak bakmıyordu. Ulusallık temelindeki Kürt hareketine daha fazla bel bağlanıyordu. Oysa o dönem bir yandan ulusallık, diğer yandan sınıfsallık dinamiklerinin birbirinin dilinden anlayarak tutarlı bir örgütlenmeyle sistemi karşıya alması ve politika üretmesi gerekiyor-bekleniyordu. Olmadı. Nedenleri ayrıntılı ve tartışılması gereken bir konudur. O tarihlerde bir yandan sistemin baskısı bu türden yayın faaliyetlerine karşı acımasızca uygulanıyordu; diğer yandan kimi “sol” gruplar bağımsız sınıf tavrı gözetenlere (Kolektifimize) karşı “sinsi bir kuşatma” politikası uygulamaktaydı. Artık bu iki kesim de daha ileri gidemez bir noktaya gelmiştir. Bilimsel doğruların tartışılmasına, senteze kavuşturulmaya aday tezlerimizin önünün kesilmesine, yayınlarımızın işlevsiz kalmasına artık birilerinin gücü yetmemektedir.
Ulusallık temeline dayalı politikaların bugün geldiği yer biliniyor. Sosyal muhalefetin sınıfsallık ayağının çok yönlü sorunları günümüzde yakıcı biçimlerde gündeme gelmiştir. Yığınağımızı bu alana yapmalıyız. Çünkü hayat burada.
Sosyal sınıf faktörünü yok sayanların hükmü artık geride kaldı. İşçi sınıfı hareketindeki görece durgunluk geçici bir durumdur. Mutlaka aşılacaktır.
Evet aradan önemli bir zaman geçti. Hayat ve mücadele hepimize çok şey öğretti. Yaşadığımız topraklarda pek çok ideolojik-teorik-politik ve örgütsel çizgi ve deneyim yeterince sınanıp denendi.
Hayatın eleği hem daha sıklaştı hem de doğrularla eğrileri daha net biçimde ortaya çıkardı.
“Kolektif olmayan her şey bize yabancıdır” diyen / diyebilenler artık günümüzde çoğaldı. İşçi sınıfının birliği+dayanışması+bütünleşmesi yolundaki güçlerin konumu nicelik ve nitelikçe dönüşüme uğradı. İşçi sınıfı kendi tarihsel-sosyal-kültürel-örgütsel yasallık ve meşruluğunu kanıtlamak; yeniden tarih yazmak; tarihini yapmak; politikada “ben de varım” demek zorunda. İşçi sınıfının kendisi için sınıf olma mücadelesindeki gücüne inanıyor ve bu yoldaki tarihsel iyimserliğimizi koruyoruz.
Biliyorsunuz, İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz daha yayımlanmadan, SORUN Polemik Dergi’mizin Eylül 2005 tarihli, 17. Sayısın EKİ olarak bir broşür yayımlamıştık. “İŞÇİ-KİTLE GAZETESİ İÇİN SINIF BİLİNÇLİ İŞÇİLERE ÇAĞRI” isimli bu broşürümüz önemli bir yankı yapmıştı. O zaman da bu türden bir organa olan ihtiyacı dışımızdaki yol arkadaşlarımıza götürmüştük. Bazı dergi çevreleri ve örgüt yapıları bu broşürden etkilendi ve alelacele kendi “işçi” gazetelerini furya düzeyinde yayımlamaya başladı. Hepsi de “benim” diye söze başladığı için işlevsiz kaldı. Devrimci tarih ve geleneklerimizdeki kimi örgüt ve gazete-dergi isimlerini sorumsuzca kullanmaya başladı. Kolektifimiz böyleleri ile yarışmıyordu. Bizim amacımız çok farklıydı. Yine acele etmedik. Sabırla bekledik. Sınıf tavrını önceleyen yol arkadaşlarımızı hayat ve mücadele gecikmeden üretti. Tutarlı bir işçi-kitle gazetesini birlikte örgütleme ve üretme çabaları belirli bir düzeye gelince İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz’in üretilmesi kaçınılmaz biçimde gündeme geldi.
Günümüz başka bir gündür. İŞÇİ BİRLİĞİ’de artık başka bir gazetedir.
Dün yaptıklarımızın hesabını yalnızca işçi sınıfına veririz.
Soru: Günümüzde hâkim gerici sınıfların iktidarını karşıya alabilecek, sorgulayacak 15 / 16 Haziran Direnişi veya benzeri bir kütlesel çıkışın imkânları var mıdır?
Vurgulamaya çalıştığımız Sol “cenahımızın” zaaflarının aşılması şartına bağlı olarak bazı imkânları değerlendirebiliriz. 1970’lerin sınıflar mücadelesine damgasını vuran ve henüz aşılamayan 15 / 16 Haziran Direnişi deneyimi ile günümüzdeki kütlesel çıkış deneyimleri farklıdır. Her açıdan bakıldığında günümüz başka bir gündür. Tarihsel deneyimler taklit ya da kopya edilemez. Çok yönlü ders ve sonuçlar çıkarılır ancak. Bunu yeterince yaptığımızı sanmıyorum. Günümüzde işçi sınıfının sendikal birliği davası büyük bir darbe almıştır. Sendika bürokrasisi ile işçi aristokrasisi görece güçlenmiştir. İşçi sınıfı, sosyalizm ve devrim aşkına(!) kurulan örgütler devrimci ve sosyalist hareketi büyük oranlarda bölmüştür. “Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi” denildiğinde, bundan herkes farklı sonuçlar çıkarmaktadır. Marksist kadrolardaki kafa karışıklığı büyük oranda hükmünü sürdürüyor. Kendi sentezimizin üretilmesi yerine hâlâ söze “dedi ki” diye başlayan aşınmış tiratlar ortaya çıkmaktadır. Sol “cenahımız” ne ayrışabilmiş ne de bütünleşebilmiştir; ayrıca, politikada hesaba katılması gereken bir varlık olduğunu henüz kanıtlayamamıştır. Finans oligarşisi iyice palazlanmıştır. Kapitalist sömürü daha da katmerleşmiştir. Sistemin baskısı, artı-değer sömürüsü ve devlet terörü daha da artmıştır. Devlet tekelci kapitalizmi uluslarötesi tekelci sermayenin yer yer yerli bir ortağı, işbirlikçisi veya taşeronu olmuştur. Sistemin yapısal krizi ancak köklü-devrimci-dönüştürücü çabalarla aşılabilir. Bu topraklarda yaşayan emekçi halklara karşı “rahatlıkla” uygulanagelen inkâr, imha ve asimilasyon politikaları (biraz da Sol’un sınıf temelinde politika üretemeyişi, vb. nedenler yüzünden), sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliği yerine din, cemaat, etnisite ve milliyetçi akımları öne çıkarmış ya da çıkarılmıştır. Bir yandan nasyonal sol, diğer yandan liberal sol akımlar, beri yanda şoven ve sosyalşoven akımlar Sol adına(!) politika yapmaya soyundurulmuştur. Emperyalizmin kapitalist avanta ve yağmalar düzeninin insana ve insanlığa saldırısı daha da pervasızlaşmıştır. İşçi sınıfının her alandaki diyalektik birliği davasını gerçekleştirebilme şartıyla: 15 / 16 Haziran Direnişi’nin devrimci-dönüştürücü ruhunu kuşanarak, sosyal muhalefet dinamiklerinin ilkeli, militan, özverili, samimi, dürüst kadrolarını bir potada eritip yeni bir halita oluşturarak daha görkemlisini örgütlemenin ve de aşmanın mümkün olacağına inanıyorum. Tutarlı bir kopuşu gerçekleştirmenin-davranmanın tam da zamanıdır.
Röportajı Yapan: Hıdır Diren