Kemal Sunal’ın filminde ne de çok gülmüştük o sahneye. “ben”, “sen”, “been” “sen” , “e been” “sen gelme ulan”.
İnsan pazarından bahsediyorum. Her sabah erkenden kendi emek gücünü 3-5 kuruşa satmak ve eve ekmek götürmek amacıyla insan pazarına doğru yollanan binlerce emekçiden. “Kayıt dışı” olarak sigortasız, sendikasız, güvencesiz, yani yarın tekrar iş bulunup bulunmayacağı belli olmayan çalışma sisteminden. Yani işçi simsarlığının yalın halinden bahsediyorum.
Ve artık bu insan pazarı 26 Haziran 2009 tarihinde gece yarısı saat 03:00’te TBMM’nin aldığı bir kararla bütün iş alanlarını kapsar hale getirilerek yasalaştı. Yani modern insan pazarı, haliyle de modern kölelik düzeni yeniden ve daha azgınca inşa edildi. Ve adı 5920 sayılı çalışma yasası oldu.
Yazdıklarım abartı, saçma, gerçeküstü değil. Çünkü eskiden bir işçi fabrikada çalışmak istediğinde bir iş sözleşmesi imzalıyordu. Burada taraflar kapitalist ile işçi oluyordu. Bu imzalarla işçi emek gücünü satmayı ve patron için değer üretmeyi taahhüt ederken kapitalistte işçiye karşı sigorta, iş güvencesi, iş kazası vb. bazı sorumlulukları yerine getirmeyi taahhüt ediyordu. Taraflar arasında ortaya çıkan sorunlarda ve işçi aleyhine gelişen durumlarda işçi sendikaları devreye giriyor ve işçinin ekonomik haklarını savunmak için toplu sözleşme, grev, miting vb. pek çok müdahalede bulunabiliyordu. Ancak yeni düzenleme ile iş sözleşmesi işçi ile kapitalist işletme arasında değil, işçi ile “kiralık istihdam bürosu” arasında yapılacaktır. Ve adı “geçici iş sözleşmesidir”. Bu sözleşme ile Kiralık İstihdam Bürosu (KİB) işçiyi kendi rızası olmadan istediği şirkete “kiralayabilecektir.”
Meslekî anlamda “geçici iş ilişkisi” adını taşıyan yeni düzenlemeye göre özel istihdam büroları iş sözleşmesi yapacağı işçiyi bir başka patrona 18 ay süreyle “geçici işçi” olarak devredebilecek, işçinin asıl patronu özel istihdam bürosu olacaktır. Yani KİB amacı işçiyi çalıştırmak değil, kiralamaktır. İşçinin devredileceği patron ile geçici iş sözleşmesini özel istihdam bürosu yapacaktır. Patronun işçiye karşı hiçbir sorumluluğu kalmamıştır. İşkolu belli olmayan, iş güvencesi ve ücret güvencesi olmayan bu yol ile güvencesiz, düşük ücretli, esnek ve sendikasız kiralık bir işgücü yaratılmış olacaktır.
Bu yasa ile taşeronluk sisteminin de ötesine geçilmiş olacaktır. Dağınık’da olsa, zayıfda olsa mevcut olan işçi sınıfı hareketi tamamen yok edilmek istenmektedir. Bu kiralık istihdam büroları yakın zamanda modern, yani geçmişin ilkel pazarının modern insan pazarına dönüştürülmesi amacını güden ve giderek sınıfın hali hazırda dağınık da olsa mevcut örgütlülüğü tamamen parçalamayı amaçlayan, bütün işçileri yalnızlaştıran bir amaç güdüyor. Böylece dikensiz bir gül bahçesi yaratılacak, sermaye sömürüsünü katmerleştirecektir.
Bu saldırı yeni değil, her ne kadar paranın partisi, IMF’nin göz bebeği AKP hükümeti tarafından yasa yeni çıkarılsa da geçmişi daha öncelere dayanır. 1980’lerde başlayan 1990’larda git gide her alana yayılan ve uluslararası alanda dayanağı GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) taşeronluk sistemi bugün sağlık, sosyal hizmet, eğitim, enerji, inşaat, vb. hemen her alanda çok yaygın olarak işletilmektedir. Yani işçi kiralanması yeni değil, örtülü bir biçimde “paravan şirketlerden hizmet alımı” adı altında yaşanmaktadır. Bugün hastanelerde doktorlar dışındaki herkes (radyolog, teknisyen, hemşire, temizlikçi, güvenlikçi, hasta bakıcı, sosyal çalışmacı, vb.) taşerona bağlı olarak çalışmaktadır. Eğitim alanında binlerce öğretmen “ücretli öğretmen” adı altında güvencesiz, asgari ücretin biraz üstünde bir maaşla ve müdürün istediği anda kovabileceği bir statüde çalıştırılmaktadır. Memur atamaları 4b kapsamında yapılıp işçinin iş güvencesi ortadan kaldırılmıştır.
Altyapısı, kapitalistler tarafından krizden çıkış yolu olarak ortaya konan bu “çözüm” kriz anlarında değeri olmayan mamullerin üretiminin durdurulmasını ve sadece pazarı olan ürünlerin üretilmesini sağlamak ve bir ürünün pazarı oluştuğunda hemen o alanla ilgili üretimi yeniden başlatmayı hedefliyordu. Böylece kapitalist istediği anda bir fabrikanın üretimini durduracak ya da bir fabrikayı tekrar işler hale getirebilecektir. Bu kriz anlarında binlerce zaten, düşük ücretle, güvencesiz çalıştırılan insanın kapı önüne konması anlamına gelecektir, gelmektedir. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) tarafından hazırlanan 3 Kasım 2008 tarihli “Küresel Krize Karşı Alınması Gereken Tedbirler” başlıklı raporun 7. sayfasında denildiği gibi : “İş Kanunu’nda değişiklik yapılarak özellikle yeni istihdam imkânı sağlayacak ‘özel istihdam büroları aracılığıyla dönemsel çalışma’ yasalaştırılmalı.”dır. işte bugün gerçekleşen tam da budur. Bu yasanın altyapısı birkaç yıldır hazırlanmaktadır. İstanbul’da başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan ismek kursları, yani “meslek edindirme kursları” ve bu çerçevede yüz binlerce, milyonlarca çalışana insanın ya da belli bir üniversiteyi bitirmiş ya da belli bir işte uzmanlaşmış insanın niteliklerinin kayıt altına alınması ve devletçe artık belli bir yerde örneğin; İstanbul’da kaç işçinin hangi niteliklere sahip olduğunun artık devlet tarafından denetlenebilir ve ulaşılabilir bir hale getirilmesi sağlanmaktadır.
Kısaca bu süreç yeni başlamamıştır, olgunlaşma sürecini yaşamaktadır ve ilerleyen yıllarda bu sürecin ağırlığı daha fazla hissedilecektir. Bu süreç işçi ve emekçilere büyük bir yıkım getirecektir. Kapitalizmin bu derin saldırısına karşı bütün işçileri birleştirecek bir direniş projesi oluşturulmalı ve ilerici, devrimci, aydın, emekten-emekçiden yana bütün güçler bu projenin bir bileşeni olmalıdırlar.