12 Eylül'ün de "Kürt açılımı" mı vardı yahu demeyin, gerçekten de vardı. Bir araştırmacının 12 Eylül faşizminin kültür programının Kürtler'le ilgili kısmı hakkında yazdığı önemli bazı bilgileri okuyalım:
"… Türk-İslam sentezcileri 12 Eylül'ün devletle içice geçme imkanını sağlayan ideolojik yapılanmalar sürecinde sağ parti tabanları karşısında 1980 öncesi taşımak durumunda oldukları tüm sivil ve bazen muhalif görünüm taşıyan süslerinden de soyunmuşlar, devletlü, istihbaratçı ve devlet siyaset planlayıcısı rollerini hakkıyla oynamışlardır. Türk-İslam sentezinin devlet içindeki uygulayıcıları, Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile A.Ü.'ne bağlı Atatürk İlke ve İnkılapları Enstitüsü oldu. Sürekli olarak bir generalin başkanlığında yapılan Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tartışmaları büyük bir gizlilik kaydı ile yayınlanmamıştır. Kurul toplantılarında sentezin Kürtler'le ilgili yanı da ele alınmış ve sorunun çözümü, Türk-İslam sentezinin milli kültürün özünü oluşturan içeriğinin Kürtlere kabul ettirilmesi ve bu konuda dinden yararlanılmasına bağlamıştır. (…) Kurul toplantılarının birinde küçük risaleler halinde hazırlanacak kitapların Kürtlerin yoğun olarak aşadığı bölgelerde dağıtılması gündeme getirilmiş ve dağıtılacak kitap konusunda kurul üyelerinden biri şunu önermiştir; "Bahis konusu halk kitabı için Prof. Dr. merhum İbrahim Kafesoğlu'nu Türk-İslam Sentezi adı ile basılan eserinin seçilmesinin uygun olacağını düşünüyorum." Örgütçülüğün geçerliliğine inanan bir başka üye TRT ve Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan yararlanılmasını önermiş ve "Yeri gelmişken yazmadan edemeyeceğim. Tek başına iktisadi imkanları sağlamakla bölücülük önlenemez. İktisadi faaliyet kültürle beslemek lazımdır. Bu konuda da belli illerde görevlendirilecek insan unsuru birinci planda gelir. Vali, kaymakam, nahiye müdürü, müftü, imam-hatip, vaiz, Türkçe ve edebiyat öğretmenleri mutlaka özel bir şekilde seçmek gerekir. Bu konuda kanunun yüksek kuruma verdiği yetkiye dayanarak ilgili bakanlarla işbirliği yapmak ve yukarıda saydığım görevlileri seçmek gerekir" demiştir.
(…) Kurulun görüşmelerinde ortaya çıkan bir başka öneride devletin Kürt politikasın kültürel boyutunu özetlemektedir. "Biz ne kadar vatandaşlarımızı Türk kabul etsek de onlar kendilerini bizden saymıyorlar. O zaman Müslümanlık fikrinden hareket edebiliriz. Bunun laikliğe aykırı tarafı yoktur. Zümre ve guruplara göre hitap etmek gerekecek Bazende onların Türk olduğunu anlatacak tarihi gerçekler aramalıyız (…) Arzu edilen hedefe varmada zaman kazandırıcı faktör TV'dir. Bu araçtan her nedense yeterince yararlanılmamaktadır. İkinci bir kanalın açılması veya hususi paket programlara dayalı sabah ve akşam saatlerini içine alan yayınların yapılması gerekir. Türkiye'nin bütünlüğü meselesinde ikinci kanalın maliyeti üzerinde durmayı sağduyu bağdaştıramıyorum."
(Suat Parlar, Silahlı Bürokrasinin Ekonomi Politiği, s. 185-186)
Fazla yoruma hacet var mı? Bugün gündemde olan "Kürt açılımı", Türk devletinin geleneksel imha ve inkar politikalarının uzantısında, 12 Eylül'ün faşist ideologlarının fikir babalığı yaptıkları politikaların günün koşullarına uydurularak sürdürülmesinden başka hiçbir şey değildir.
İŞÇİ BİRLİĞİ