Gebze Çayırova’da bulunan Çel-Mer Metal Fabrikası’nda çalışan işçilerin mücadelesi sona erdi. Fabrika sahibi, işçilerin sendikal haklarını tanıdı ama sendikal örgütlenme içinde yer alan on bir işçiyi işten çıkardı.
Çel-Mer işçileri toplu sözleşme yetkisini elde edebilmek için yeterli sayıya ulaşana kadar büyük bir gizlilik içerisinde başarıyla örgütlenmişlerdi. Öyle ki, işçi ailelerinden öğrendiğimize göre, çoğunluk saptanana kadar işçiler, sendika için örgütlendiklerini eşlerine bile söylememişlerdi. Yeterli sayıya ulaşıldıktan sonra, Birleşik Metal-İş Sendikası, yetki belgesi almak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvuruda bulundu.
Fabrika sahibi bu başvurunun ardından, 19 Haziran2010 tarihinde, 12 işçinin işine son verdi. İşçiler bu arkadaşlarının işe geri alınması için fabrika kapısı önünde direnişe geçtiler. 15 gün süren bir direnişten sonra, 7 Temmuz 2010’da, işlerine geri dönen işçiler bir hafta sonra fabrikaya gittiklerinde yeni bir sürprizle karşılaştılar. 23 işçiye işten çıkarıldıkları söylendi. Bu haber üzerinde işçilerin kendiliğinden eğilimi, fabrikaya girip işten atılan arkadaşları geri alınana kadar çıkmamak oldu. Fakat, sendikanın yönlendirmesiyle, farklı bir yöntem izleme kararı alındı ve ertesi gün işten çıkarılan bu 23 işçi fabrikaya gelip çalışmaya devam etti. Bu işçilerden 13 tanesi iş çıkışında gözaltına alındılar ve ertesi sabah serbest bırakıldılar. Ertesi gün işe gelen işçiler, karşılarında çevik kuvveti görünce fabrika önünde direnişe başlamaya karar verdiler. Fabrika içindeki arkadaşları da onları destekledi.
Her Yerde Olur, Çel-Mer’de Olmaz
Direnişe geçen işçilerle konuştuğumuzda, özellikle bir noktanın altını çiziyorlardı: sendika lafı ilk defa telaffuz edildiğinde, pek çoğu bunun kendi işletmelerinde gerçekleştirilmesinin çok güç olduğuna inanmışlar. “Her yerde örgütlenilir ama Çel-Mer’de örgütlenilmez. Çünkü burada bir birlik yok, her kafadan bir ses çıkıyor ve bizleri patrona satabilecek çok kişi var aramızda.” Başlangıçta genel düşünce buymuş. Zamanla, sabırlı bir örgütlenmeyle aralarındaki farklılıkları aşmışlar, giderek daha çok birbirlerine kenetlenmişler. İşten çıkarılan ve direnişe geçen bir başka işçi arkadaş bize, mücadeleyi kendisi için etmediğini, geri alınamasa bile işe devam eden arkadaşlarının çalışma koşullarının iyi olmasının kendisine yeteceğini söyledi.
Fabrika önünde direniş devam ederken, patronun tüm görüşmelere son vermesi üzerine, Çel-Mer işçileri eylemlerini bir adım daha ileri götürmeye karar verdiler ve 2 Ağustos 2010 tarihinde öğle saat yemeği sırasında içerideki işçilerle birlikte vincin üstüne çıkarak fabrikayı işgal ettiler.
İşçi aileleri işgal haberini alır almaz fabrikaya geldiler. Devrimci güçler, UPS işçileri de fabrika önünde Çel-Mer işçilerinin yanındaydılar. İşgalin ilk saatlerinde polis hangar kapılarını kapatarak işçileri havasız bırakmaya çalıştı. İçeride dayanılmaz bir sıcak olmasına rağmen polis içeriye su ve yemek sokulmasına izin vermedi, elektriği keserek işçilerin karanlıkta kalmasına yol açtı. İki işçi fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Polis, bu işçileri gözaltına aldı. Polisin bu tavrına tepki gösteren kitle, kapıların açılması, içeriye yiyecek ve su sevkiyatına izin verilmesi, içerisinin aydınlatılması talebiyle polise tepki gösterdi, polis barikatına yüklendi. Israrlı tepki karşısında polis geri adım atmak zorunda kaldı ve tüm talepleri kabul etti.
Kendileriyle görüştüğümüz aileler, fabrika sahibinin kızının polisin hemen yanıbaşında direnişçi işçilerin ailelerine hakaretler yağdırdığını, el hareketleriyle onları taciz ettiğini anlattılar bize. Yerel basın fabrikaya sokulmadı. Boyalı basın ise zaten bu konuda sansür uyguluyordu. Diğer yandan Polisin, yanında bulunan işveren avukatının da istekleriyle işçileri kameraya aldığı öğrenildi. Yine işverenin talimat ve isteklerine uygun olarak işyerindeki sözde “yasadışı” durumu tespit için Gebze İş hakimlerinden biri hemen işyerine getirildi. Sendikal hakları için mücadelede işçiler bir kere daha düzenin kutsal ittifakını karşılarında buldular.
Buna rağmen, kendi kurdukları komitede bu işgal kararını alan işçilerin eylemlerini kararlılıkla sürdürmeleri üzerine, vali araya girmek zorunda kaldı ve, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, fabrika sahibi ve Kocaeli Valisi arasında görüşmeler yapıldı.
İşgalin Kanıtladığı
İşgalin beşinci gününde bu görüşmelerin sonucu sendikacılar tarafından işçilere iletildi: patron sendikal hakları kabul ediyor ama işten çıkardığı 23 işçiden sadece 12 işçiye işi dönme izni veriyor, 11 işçiyi işe tazminatlarını vererek işten çıkarıyordu. İşgali gerçekleştiren işçiler gözaltına alınmayacak ve fabrikada mevcut yasalara göre var olan “fiilî durum” hakkında hiçbir işlem yapılmayacaktı. Tazminatları verilerek işten çıkartılan işçilerin kim olduklarıysa belli değildi.
İşçiler bu karara verecekleri yanıtı değerlendirmek için sendikacıları dışarı çıkardılar. Yaptıkları değerlendirme sonucunda bu şartlara uymayı kabul ettiler ve eyleme son verdiler. Belki sendikayla karar birliği içinde hareket edilse, tüm işçilerin işe geri alınmasıyla sonuçlanabilecek bu eylem, bu noktada sona erdirildi. Sendika, baştan beri fabrika işgali gibi “yasadışı” bir eyleme karşı çıkmıştı. İşçilerin kazanımı, geri adım attırdıkları patrona sendikayı kabul ettirmek, ve işten atılanların tamzinatlarını aylar sürecek mahkemelerin sonuçlanmasını beklemeden almaları oldu. Bununla birlikte, Çel-Mer işçileri, tam da 12 Eylül referandumu öncesi, eylemleriyle, bu kazanımdan çok daha önemli bir şeyi, Anayasa’da yer alan fabrika işgali yasağının fiilen uygulanamadığını, ve gelişen işçi mücadelesi karşısında, hükümetin uygulanamayacak olan bu yasağı kaldırmak zorunda olduğunu kanıtladılar.
Fikri Ateş