İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

İşportacıların Çalışma Koşulları

İşportacılık dediğimizde aklımıza ilk gelen şey belli bir yeri olmayan, belli bir iş düzeni olmayan, kendi başına mal alıp satarak geçimini sağlamaya çalışandır, diğer adıyla seyyar satıcı tabiriyle bilinir. Bende kendi çalıştığım iş dalında hangi zorluklarla karşı karşıya geldiğimi ya da geldiğimizi biraz yazmaya çalışacağım.

İlk olarak işimiz gereği genellikle pazarlarda, (ya da- çıkmalı-) mahalle ve kıraathanelerde satış yapmaya çalışırız. Gün boyu sırtımızda ya da seyyar el arabalarıyla mallarımızı satışa çıkartırız. Bunu hemen her gün güneş altında saatlerce gezerek yaparız. Yani anlayacağınız bizim iş beden emeğine bağlıdır. Her gün bıkmadan, yorulmadan o pazar senin bu pazar benim mahalle mahalle dolaşırız. Evet, bundan başka bu kadar zahmetli bir iş var mıdır bilemem ama sadece bu sorunlarla da uğraşmıyoruz. Bizim işe çomak sokmaya çalışan baş engellerden bir tanesi de başta belediyeler olmak üzere zabıtalar ve son dönemlerde pazarlarda da görmeye başladığımız güvenlik görevlileridir. Bize ellerinden geldiğince iş yaptırmamaya çalışıyorlar. Son dönemlerde bize artık bütün satabileceğimiz yerleri yasaklamaya çalışıyorlar. Sıkıntılarımız sadece bunlarla sınırlı değil. Bir de bizim zorumuza en çok giden şey dilenci muamelesi görmektir. Sanki biz hiç ter dökmeden insanlardan para almaya çalışıyormuşuz gibi bir muamele görüyoruz.  Belki birçoğumuz görmüşüzdür kahvehanelerin camekânlarında asılan (seyyar satıcı ve dilenci giremez ) yazıları. Bu yazıyı gördüğümde nasıl bir gözle bize baktıklarını anlayabiliyorum. Yani nasıl bir ahlak anlayışına sahipler anlayamıyorum. Bu ülkede alınteriyle çalışan bir insana nasıl olurda bu gözle bakılır? Anlam vermiyorum. Aklımdan ne geçiyor o anda anlatamam. Yani bu memlekette adam öldürmek mubah ama alınteriyle çalışıp para kazanmak harammış gibi sayılmaya çalışılıyor âdeta.

Bizim işin birçok sorunu sıkıntısı var dedim. Devam edeyim. Biz bu işi hep gurbetlerde yapıyoruz. Birçoğumuz evli veya (ya da -çıkmalı-) nişanlı. Ya da ailesini bırakıp başka şehre çıkar. Ailenin maddî sıkıntılarını biraz olsun hafifletmek için 6, 7 ay boyunca hep çalışıp dururuz. Yılın 4, 5 ayını oturmakla geçiririz. Yani bir şehirden kazandığımız üç beş kuruşluk maddiyatımızı kış aylarında tüketiriz. Çoğumuzun sosyal güvencesi de yoktur. Yani anlayacağınız başımıza bir olay gelse halimiz ne olur, nasıl tedavi görürüz kimse bilmez.

Size bu işe nasıl başladığımı bir az anlatmak istiyorum. Daha önce ben ve ailem çiftçilikten geçinmeye çalışıyorduk. Tütün, buğday, zeytincilik birazda hayvancılık yaparak geçinmeye çalışıyorduk. Bize en çok gelir getiren tütündü. Demek istediğim her mevsim ailede bir kişiyi evlendirebilecek ve tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar para bırakıyordu. Ta ki tütüne kota koyuluncaya kadar! Yani tütün mamulleri özelleştirinceye kadar tütün hayatımızı iyi kötü kurtarabiliyordu. Kotadan sonra bizim için artık köyde durmanın bir anlamı kalmadı. Artık bize yol gözükmüştü. Önceleri Mersin’de seralarda çalıştık. Daha sonra Antalya’da ambarlarda çalışmaya başladık. Lokanta, boyacılık, karoculuk derken sigortasız, iş güvencesiz, düşük ücretle, patronların bağırma, çağırma ve hakaretleri içerisinde çalıştıktan sonra aynı zahmete sahip patronsuz bir iş olan bu mesleğe başladım.

İşte böyle bir hayat yaşamaya çalışıyoruz. Bu işin en kötü yanı insanın kendi kendine yabancılaşmasına yol açmasıdır. Çünkü en yakınındaki insana bile artık bir çıkar gözüyle baktırıyor. Çıkar, kazanma hırsı bizi insanlığımızdan çıkarıyor. Daha ucuza insanlara ulaşabileceğini bildiğin bir metaya bir “kâr” koyarak satmak ve onun insanlara daha “pahalı” ulaşmasına yol açmak ve bunun üzerinden hayatını sürdürmeye çalışmak… Yaşadığımız sistemin kendisinde olan mantık bizi kuşatmış ve içine almış oluyor.  İçinde yaşadığımız düzen kendi özünde insanları çürümeye-çürütmeye, yozlaşmaya-yozlaştırmaya götürüyor. Kapitalizm bir bataklıktır ve bataklıkta hiçbir zaman güzel şeylere rastlamak mümkün değil.

Bütün bu sorunlar sadece bizi mi kapsıyor? Hayır. Bu ülkede bizim gibi bir sürü işçi de bu çileyi çekiyor. Mevsimlik işçisinden tutalım da yurtdışına çalışmaya gidenine kadar.  Herkes bir şeylerden şikâyetçidir. Peki, ne yapmak lâzım? Taleplerimizle sorunlarımızı çözebilmek için mücadele etmek gereklidir. Yani yan yana durup hakkımız aramak için, insanca yaşam hakkımız için biz seyyar satıcılar bir araya gelip bir şeyler yapabiliriz. Dernekleşmek, sendikalaşmak gibi bir sürü alternatif örgütler üretmek gereklidir. Çünkü yalnızlık ve örgütsüzlük çürütür.  Örgütlü olmak ise kazanmak demektir.

Artık bir zabıta bize “gidin buradan satış yapamazsınız” demesin diye, bir görevli bizi kovmasın diye, bir söz hakkımız olsun diye hep birlikte yan yana durmalıyız.

 Sakarya’dan Bir İŞÇİ BİRLİĞİ Okuru

 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 238478
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.