17 Mayıs’ta Zonguldak Karadon Maden Ocağı’nda 30 işçinin öldüğü toplu katliamla bir kere daha gündeme gelen iş cinayetleri, başta sanayi işçileri olmak üzere tüm emekçilerin her gün her saat her dakika gündemindedir. Makine Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar’ın Mayıs ayı başında açıkladığı rapor tüyler ürperticidir. Rapora göre 2008 verileri değerlendirildiğinde Türkiye’de her 7 dakikada bir iş kazası gerçekleşmekte, her 10 saatte bir iş kazası da ölümle sonuçlanmakta, her 6 saatte bir işçi de sakat kalmaktadır. En çok iş kazası metal iş kolunda gerçekleşmektedir. En çok ölümlü kaza ise maden ve inşaat işlerinde yaşanmaktadır. Raporda ayrıca SGK’nın iş kazası ve meslek hastalıklarıyla ilgili 2008 istatistiklerini 2010 yılında açıkladığı ve bu rakamların da gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, çünkü istihdamın yarıya yakınının (TÜİK’in 2009 verilerine göre % 43,8) kayıt dışı olduğu belirtilmekte, son derece haklı ve çarpıcı bir biçimde SGK gerçekleri gizlemekle ve görevini ihmalle suçlanmaktadır. Dahası meslek hastalıkları konusunun ise ayrıca gündeme getirilmediği ve gizlendiği belirtilmektedir. İş Yasası’nda, İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu kurma yükümlülüğünün sadece sanayide ve 50’den fazla işçinin çalıştığı işyerleri için öngörüldüğünün belirtildiği raporda, bunun ise işyerlerinin sadece % 1,5’ini kapsadığı açıklanmaktadır. İş Sağlığı ve Güvenliği Birimleri için de aynı 50 işçi sınırı vardır. Raporda ayrıca 9 Aralık 2009 tarihli “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri İle Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair” Bakanlık tebliğine göre, 50 işçi koşulunun hem taşeron hem de asıl patron işçileri için ayrı ayrı aranacağı, her ikisinde de 50'şer işçi yoksa bu birimlerin kurulmayacağı belirtilmektedir. Bu, adı iş kazalarıyla özdeşleşmiş taşeronluğu ve keyfiliği teşvik etmektir. Varolan yerde ise iş güvenliği uzmanları ve hekimlerin işverene tabi kılınmaları eleştirilmektedir. Raporda işyerlerinin her yıl ancak % 5’inin müfettişlerce denetlenebildiği, periyodik, etkin ve objektif bir denetlemenin bulunmadığı da belirtilmektedir.
İş Kazası ve Meslek Hastalıkları’nın nedenleri arasında ise makine ve teçhizatların yetersizliği, çalışma ortamının uygunsuzluğu, eğitimsizlik, ihmal, denetleme vb. eksikliğinin yanı sıra esnek istihdamın sonucu olan taşeronluk ve özellikle de 4857 sayılı İş Yasası’yla daha da çok teşvik edilen aşırı çalıştırma ve uzun mesai saatleri de gösterilmektedir. Aşırı çalıştırma ve uzun mesai saatleri aynı zamanda sendikalarca işsizliğin nedenleri arasında da gösterilmesi dikkat çekicidir.
Mühendislerin, bilimsel üretime ve üretimin bilimsel olarak nasıl yapılacağına dair az çok bilgisi olan insanların hazırladığı bu rapordaki tespitler çok önemlidir. İş Yasası’ndaki 50 işçi sınırının kaldırılması talebi, daima patronların ikiyüzlü muhalefetiyle karşılaşmıştır. MESS’in İşveren Gazetesi’nin Şubat 2010 sayısında Avukat Şeyda Aktekin, Kapital’de Marx’ın sermaye avukatlarının zihniyeti için kullandığı “avukat gözlükleri” deyimini haklı çıkarırcasına, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı istihdam etmenin, KOBİ’lerin ekonomik gücünü azaltacağı bahanesini ileri sürmüş ve patronların “kayıt dışına yönelecekleri” tehdidini savurmuştur. Bu “zaten bir sürü işsiz var, size kuru ekmek veririm, ama kanınızı ve canınızı alırım” demektir. “Denetim”e güzel bir örnek ise 14 Haziran 2010 tarihli Radikal Gazetesi’nin Yalova’daki tersanelerde taşeron sistemini ve diğer eksiklikleri soruşturan müfettişlerin üstlerinden uyarı almalarına dair haberidir. Çalışma Bakanı’nın her maden kazasından sonra yapıldığını söylediği “denetim”i gerçekten yapmaya kalkan, “çalıştırdığınız alt işverenler (yani taşeronlar) arasında yasanın öngördüğü gibi mühendis vb. teknik bilgi sahibi kimse yok” deme cesaretini gösteren müfettişlerin başı derde girebilmektedir. “Güzel ölüm” ve “kader”in suçlusunun kimler olduğu açıktır.
İŞÇİ BİRLİĞİ