Dünyanın en büyük kargo şirketlerinden UPS'de, sendikalaştıkları için işten atılan işçilerin başlattığı direniş, 2. ayını doldurdu.
Türkiye’de hemen her ilde şubesi ve 6.000'e yakın çalışanı bulunan şirkette, sendikalaşma çalışmalarının açığa çıkmasıyla birlikte, 87 işçi işten atıldı. Bunlardan, taşeron sistemiyle çalıştırılan 24 işçinin, atıldıktan sonra geri alınmalarına rağmen, “gelecekte başka bir yerde temizlik işçisi yapılmak üzere” tekrar açığa alındıkları belirtiliyor.
TÜMTİS İstanbul Şube Sekreteri Ali Rıza Atik’in verdiği bilgiye göre, dünya genelinde 50.000 kadar işçiyi sendikasız çalıştıran UPS’de örgütlenmeye hız vermek isteyen Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (ITF), bir yıl kadar önce TÜMTİS yöneticilerine birlikte çalışma isteğini bildirdi. Bunun üzerine başlayan örgütlenme çalışmalarının ardından, 6 ay kadar önce işçiler sendikaya üye olmaya başladılar. Ne var ki, Türkiye koşullarında büyük bir gizlilikle yürütülmesi gereken sendikalaşma, şirket yöneticilerinin kulağına gidince, Nisan ayı sonunda işçi kıyımı başladı. İstanbul Hadımköy ve İzmir’deki depolarda başlayan işten çıkarmaları, Tuzla deposu izledi.
Çalışma Koşulları: Şirket, işsizlik korkusuyla ağır çalışma koşullarına zorladığı işçilerin örgütlendikleri takdirde kazanacakları gücü bildiği için, sendikalaşmayı önlemeye çalışıyor. İşyerine gitmek için sabah 7.30’da yola çıkan işçiler, akşam işler bitene kadar çalışmak zorunda. Çoğu zaman 9-9.30’da eve dönüyorlar. Haftalık çalışma süresi 80 saati buluyor. Bir tek koliyi bile eksik dağıtmadan gelen çalışandan bile savunma isteniyor. Aynı işçi, hem dağıtım, hem yükleme, hem tahsilat, hem de muhasebe işlerinin hepsini yapmak zorunda kalıyor. Bir işçiden duyduğumuz şu sözler, çalışma koşullarını anlamaya yetmektedir: “zamanla yarıştığımız için, çoğu zaman tuvaletimizi aracın içinde torbalara yapmak zorunda kalıyoruz”.
Şirket, kaybolan mallar ve hasarlanan araçlar için çalışanları sorumlu tutarak ceza kesiyor. Aylık ücreti 800 TL civarında olan bir işçi, kendisine bir kerede 600 TL ceza kesildiğini belirtiyor. Cezaların neden kesildiği, hangi malların çalındığı çoğu zaman açıklanmıyor. Her türlü aracın kontrol edilmeden girip çıktığı depoda, yakın zamanda kaybolan 30.000 TL değerindeki malın faturası işçilere çıkarılmış. Bu para cezalarına karşı dava açacağını söyleyen bir işçi, kendisine “şirket seni affetmez” denilerek tehdit edildiğini söylüyor. Emekli askerlerin yönetici yapıldığı şirket, işçilerin ifadesiyle “yarı açık cezaevi gibi”. “Kapıdan içeri girdin mi, farklı yasalar var.”
Görüştüğümüz sendika temsilcisi, UPS’de ortalama ücretlerin asgari ücretin biraz üzerinde olmasına karşın, sendikalaştıkları taşıma şirketleri ve ambarlarda, işçilerin ortalama 1.300 TL ücret aldıklarını ifade etti. Aynı temsilcinin verdiği bilgiye göre, toplu sözleşme yapan işçiler, ayrıca ikramiye ve fazla mesai ücretlerini alıyor, hafta sonu çalışmıyor ve bir yıldan sonra 30 gün ücretli izin hakkı kazanıyorlar. Ayrıca sendikanın onayı olmadan hiç bir işçi işten atılamıyor.
Örgütlenmenin Önündeki Engeller: Sendikanın üye yaptığı işçi sayısı yüzlerle ifade edilse de, yasa gereği toplu sözleşme yapabilmek için işletmenin bütün çalışanlarının yarısından fazlasını üye yapmak zorunda. Bu yüzden, şirketin bazı işyerlerinde büyük çoğunluğu üye yapmış olan sendika, yetki için başvuru yapamıyor. Şirket yöneticileri, daha fazla üye yapılmasını engellemek için büyük baskı yapıyorlar. Öncülük ettiklerini düşündükleri işçileri işten çıkardıktan sonra, diğerlerini yıldırarak sendikadan istifaya zorluyorlar. Gene yasa gereği sendikaya üye olmak için noterden onay almak zorunda olan işçilere, noterden bütün isim listesini aldıklarını, kimin sendikaya üye olduğunu bildiklerini söylüyorlar. Buna karşılık sendika, üye yapmak için mümkün olduğu kadar farklı noterlere başvurmak zorunda kalıyor. Patron temsilcileri, işçileri bu aldatmacayla kandıramadıkları zaman da sendikaya üye olmadıklarına dair yemin etmelerini isteyerek, yalan yemin etmek istemeyen işçileri üye olduklarını itiraf etmeye zorluyorlar.
Şirket yöneticileri, yurtdışında sendikacılarla görüşmelerinde, kriz nedeniyle işlerinin azaldığını, işçileri bu nedenle çıkarmak zorunda kaldıklarını ifade ederken, işten atılan bütün işçiler, disiplin gerekçesiyle atılmış durumda. Sendika üyesi oldukları için işten atıldıkları açık olan işçiler, işe iade davası açsalar da, mahkeme aradan geçen bu kadar zamana rağmen henüz duruşma günü vermiş değil. İş hukuku davalarının en kısa sürede sonuçlandırılması gerektiği halde, zaten çok yoğun olan mahkemelerde, bu tür davaların bitmesi yıllar sürebiliyor. Ayrıca, işe giriş-çıkış saatleri dahil hemen her türlü kayıtın şirketin elinde bulunması, sendikanın mahkemede somut belgeler ortaya koymasını zorlaştırıyor. İşçiler, patron temsilcilerinin, kaydedilmesinden çekindikleri için, “sendika” kelimesini ağızlarına almadıklarını, “yanlış yoldasın, gel geri dön” gibi genel ifadeler kullandıklarını belirtiyorlar.
Dava yoluyla haklarını alma umudu zayıf olan işçiler, şirketi zorlamak için yapacakları daha büyük eylemlerin öncesinde kurdukları çadırlarda direnişlerini sürdürüyorlar. Şirket, haklarını arayan işçileri yıldırmak için jandarma ve zabıtaya başvuruyor. Güneşten ve yağmurdan korunmak için kullandıkları bir tenteyi bile sökmeye zorlanıyorlar. Kısacası, tek bir patrona karşı sendikalaşma mücadelesi verirken, karşılarında patronun yanında bütün bir devlet mekanizmasını buluyorlar.
Desteklerin Yetersizliği: Uluslararası düzeyde ne kadar destek aldıkları sorulduğunda, şube sekreteri Atik, Avrupa’da sendikaların masa başı görüşmelerle sorunları çözmeye çalışma şeklinde bir anlayışları olduğunu belirtiyor. Yerel düzeydeyse, Deri-İş ve PSAKD gibi kurumların yardım çabalarına rağmen, gerek sendikaların gerek siyasal çevrelerin desteklerinin yetersiz olduğu gözleniyor. Konfederasyonlardan hiçbirinin yöneticileri mücadeleye sahip çıkmıyor. Diğer çevrelerin desteği basın açıklamalarına katılmaktan ve ziyaretlerden ibaret kalıyor. İşçilerin ifadesiyle, “sendikal bürokrasi hâkim olmasa, her sendika her direnişi sahiplense, buradaki işçilerin kazancı bizim kazancımızdır dese, başarılı olunur.” Sendikalaşma hakları için direnen işçiler, mücadeleyi bırakmamakta kararlılar. Bununla birlikte, tek bir işletme ölçeğinde bile sermaye devletinin bütün mekanizmasını karşılarında bulan işçilerin, birbirinden yalıtılmış bir şekilde mücadele ettikleri zaman zayıf kalacakları bir kez daha gözler önüne serilmektedir. Sendika hakları için mücadele eden UPS işçileriyle dayanışmayı yükseltelim!
İŞÇİ BİRLİĞİ