İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

“Kara Elmas Acısı, Evlat Acısı”

Madenlerde yaşanan kazaların sonu gelmiyor. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessesesi’nde 17 Mayıs 2010 tarihinde saat 13.30 sıralarında galeri sürme ve hazırlık çalışmalarını yürüten taşeron firma Yapıtek şirketinin çalıştığı -540 kodunda meydana gelen patlamanın bilançosu ağır. Patlamada taşeron şirkette çalışan 30 madencimiz hayatını kaybederken diğer kodlarda çalışan 11 madencimiz yaralandı. Hayatını kaybeden 30 madenciden ise 28 madencinin cenazeleri ailelerine teslim edilirken 2 madencinin cesedine hâlâ ulaşılamadı. Patlamadan geriye kalanlar Zonguldak halkının söylemiyle "sönmüş 30 ocak", kadınlar, madenci anneleri ve madenci eşleri…

2009 yılında yaptığımız, "1980 Sonrası Değişen Ekonomi Politikaları, İş(çi) Sağlığı ve Güvenliği: Zonguldak Maden İşçileri Örneği Üzerinden" adlı  çalışmamızda 1980 sonrası değişen ekonomi politikaların işçi sağlığı ve güvenliği üzerinde etkilerini, yaşanan süreçte kavramlar üzerinden "işçi" sağlığından "iş" sağlığına geçişi ve buna bağlı olarak artan iş kazalarının ağır bilançosunu inceledik. Son on yılda hızla artan taşeronlaşmaya bağlı olarak,madenlerde yaşanan iş kazaları ve en son Karadon’da yaşanan ağır kayıp bu acı tabloyu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu acı tablo her ne kadar "Zonguldak’ın kaderi" olarak değerlendirilse de, biz çalışmamıza geride kalanların kaderi yani Zonguldak kadınlarının kaderi üzerinden yürüterek, kaderi taşeron şirketlerin insafına terk edilmiş olan kadınlarımızın sesi olmayı amaçlıyoruz.

Sönen 30 ocaktan bir ses… Bir madenci annesi…

"1956 yılında Zonguldak’ta doğdum. Babam da madenciydi, eşim de madenciydi, oğlum da madenciydi. 1979’da yaşanan grizu patlamasında eşim göçükte kalmıştı. Yanında 6 ölü vardı,ustası yanında ölmüş, 4 yaralı vardı biri de eşimdi. Eşim emekli oldu olmasına ama emekli olsa ne kadar yaşanır ki, kanserden öldü. Yaşarken yediğiyle kalıyorlar işte. Ama oğlum… 5 senedir bu işyerinde çalışıyordu. Geçen yıl kendisi de arkadaşı da bir kaza geçirmişti üzerlerine taş düşmüştü. Hep çok zor olduğunu söylerdi, içerde gaz var hissediyoruz dediği ama yine de ocağa girdikleri zamanlar oldu. Söylediğine göre biz madencilere tünel açıyoruz diyordu, lağım atma deniyormuş. -540 metre yerin altı ne demek her şey olabilir, ocağa girerken önce iş güvenliği yazıyor ama, yok. Başka ülkelerde de var bu ocaklar, onlarda da böylemi?  İlk işe girdiğinde 600 lira alıyordu, an son maaşı 800-900 olmuştu. Kazadan sonra biz köydeydik şirket sahipleri geldi mi bilmiyorum, eve gelen gidenler oldu dediler ama, köye sadece mühendis geldi. Sendikadan da gelmişler galiba ama biz köydeydik. Kader diyorlar buna diğer ülkelerde niye kader değil. Almanya’da tanıdıklar var, ocaklara takım elbiseyle makinelerle giriyorlarmış, biz yeri gelirdi tülbent oyalayıp yerine pantolon alırdık, kömürü çıkarmak için üç günde bir fırçalamak gerekirdi oda yıpranır yırtılırdı. Madende çalışmasalar desek nerde çalışacaklar fabrika yok ki. Şimdi eşimin emekli maaşıyla geçiniyoruz. Kazadan sonra devlet 10 bin lira yardım yaptı bir de sendika 5 bin lira. Para pul önemli mi o gittikten sonra, sadece patrona sorma isterdim insan hayatı bu kadar ucuz mu diye. Eşim öldü, annemi de kaybettim ama evlat…Hiçbiri evlat acısı gibi değilmiş…"                                                       

Bağdagül Tanış


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 255383
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.