İşçi Birliği

Etkinlik ve Duyurular

Google site içi arama

abone

Bildiri ve El İlanları

İsrail'in Türkiye'nin de Oyuyla OECD Üyesi Olmasının Yankıları

İsrail'in 10 Mayıs 2010 tarihi gerçekleşen oylamada Türkiye'nin içinde bulunduğu 31 ülkenin oylarıyla OECD üyeliğine kabul edilmesi, Filistinli demokratik kitle örgütleri ve İsrail'e karşı uluslararası boykot talep eden kuruluşlar tarafından tepkiyle karşılandı. Özellikle son dönemde İsrail'e karşı Filistin halkından yana görüntü vermeye çalışan Türkiye'nin veto hakkını kullanarak üyeliği engelleme olanağı olmasına rağmen olumlu oy vermesinin çelişkisine dikkat çekildi. "İsrail'e Karşı Uluslararası Hukuku ve İnsan Hakları İlkelerini Benimseyinceye Kadar Uluslararası Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar" uygulanması için çağrıda bulunan küresel BDS hareketinin (Global Movement for Boycott, Divestment and Sanctions Against Israel Until it Complies with International Law and Universal Principles of Human Rights) Filistindeki ulusal komitesi oylamadan önce yaptığı açıklamada: "Birçok OECD üyesi ülkenin İsrail'in uluslararası insan hakları yasalarını ihlallerini uzun süredir gözardı ettikleri gerçeği karşısında, özellikle BM'de Gazze Çatışması hakkında Goldstone Raporundaki tavsiyelerin yerine getirilmesi için oy veren -İrlanda, Meksika, Portekiz, İsviçre ve Türkiye gibi- ülkelerinin ilkeli tutumlarını İsrail'in OECD üyeliği konusunda da tekrar etmeye çağırıyoruz" denilmiştir (bkz. http://bdsmovement.net/?q=node/665). 

Fakat anılan ülkelerin "ilkeli tutumlarıyla" ilgili olarak Boykot hareketinin sahip olduğu ve yayılmasına katkıda bulunduğu yanılsamalar bunların İsrail'in üyeliğine olumlu oy vermeleriyle bizzat kendileri tarafından bir kez daha boşa çıkarılmış oldu.

Boykot hareketinin Filistin komitesi tarafından yapılan açıklamanın devamında ise İsrail'in OECD'de kabul edilmemesi talebinin gerekçesi olarak, OECD'nin 1960 kuruluş toplantısında dile getirilen "ekonomik güç ve refah Birleşmiş Milletlerin amaçları olan birey özgürlüğünün korunması ve genel huzurun arttırılmasına varmak için temel teşkil ettiği" şeklindeki ilkelerine ve 2007 yılında kabul edilen "İsrail'in OECD'ye Katılması için Yol Haritası" belgesinde İsrail'in üyeliği için OECD'nin "hukukun üstünlüğüne dayalı çoğulcu demokrasiye ve insan haklarına saygı, açık ve şeffaf Pazar ekonomisine bağlılık" şeklindeki "temel ilkelerine" uymasının şart koşulmasına göndermede bulunulmuştur. Boykot hareketine göre İsrail OECD'nin bu ilkelerine uymadığı için üyeliğe alınmamalıdır.

Bunun gibi açıklamalar, Filistin'deki ve uluslararası Boykot hareketinin emperyalist sistemin kurumları hakkında beslediği hayalleri çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. 2. Dünya Savaşından sonra Marshal Planının uygulanması temelinde kapitalist dünyada ABD hegemonyasını yerleştirmek üzere kurulan sistemin bir parçası olan OECD'nin insan haklarına uygunluktan ve "hür ve demokratik dünyanın parçası olmaktan" anladığı şeyin, kapitalist "serbest piyasa ekonomisine" ve ABD'nin başını çektiği emperyalist sisteme bağlılık olduğunu, kuruluşundan bugüne kadarki tarihi ortaya koymaktadır. Gerçekte "insan haklarına, çoğulcu demokrasiye bağlılık" vb. sözde ilkeler, örneğin faşist Portekiz ve faşist İspanya'nın OECD'nin kurucu üyeleri arasında yer almasına engel olmamıştır. Aynı şekilde Türkiye'deki 12 Eylül faşist rejiminin kurulması ve Yunanistan'da Albaylar Cuntası rejiminin iktidara gelmesi OECD tarafından hiçbir zaman "ilkesel" bir sorun olarak görülmemiştir. Hakeza işçiler üzerinde korkunç bir baskı politikasını hâlâ sürdürmekte olan Güney Kore'deki yarı-faşist polis devletini 1996'da üyeliğe kabul ederken de OECD, insan hakları ve demokrasiyi pek sorun etmemiştir. Kaldı ki, OECD'nin esas kurucusu olan ABD'nin günümüzde Irak ve Afganistan'daki işgalci konumu ve uygulamalarıyla İsrail'in Filistin'deki konumu arasında hiçbir fark yoktur. "Demokrasi ve uluslararası insan hakları", hele de serbest piyasa ekonomisi ilkelerine bağlılık adına ABD'nin kurucusu olduğu OECD'den çıkmasını istemek ne kadar mantıklı olursa, İsrail'in üyeliğine karşı çıkmak da o kadar mantıklıdır.

Genel olarak emperyalist sistem, onun Birleşmiş Milletler, OECD gibi kurumları ve onun insan hakları yasaları konusunda, özel olarak da Türkiye gibi siyasal ve ekonomik olarak emperyalizme göbekten bağlı ülkelerin rolleri konusunda üretilen hayaller halkların kurtuluş mücadelesine ancak zarar verebilir.

İŞÇİ BİRLİĞİ


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.