Merhaba;
İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi okurlarıyla 26 Mayıs’ta yaşananlar hakkında görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Ben Türk-İş’e bağlı bir sendikanın üyesiyim. 1 Mayıs günü, sendikamıza üye diğer işçi arkadaşlarımla birlikte ben de Taksim’deydim. O gün oradaki büyük kalabalık, beni de arkadaşlarımı da umutlandırmıştı. Türk-İş’e üye olsam da, Mustafa Kumlu’ya işçilerin müdahalesini ve kürsüden indirilmesini haklı buldum. Bizim sendika örgütlenmemiz için, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayabilmemiz için hiç bir şey yapmamıştı. Bu işi Süleyman Çelebi sayesinde başardığımızı düşünerek ona güvenmeye başladım.
4 Şubat'ta yapılan eyleme biz bir günlük grev yaparak katılmıştık. Sonradan öğrendik ki, sendika sadece bize grev yapmamızı söylemiş, çok daha etkili olabileceği büyük fabrikalarda grev yaptırmamış. Bunun sonucunda, elimize bir günlük yevmiyemizin kesilmesinden başka bir şey geçmedi.
Daha önce, sendikamızın düzenlediği "sendikalı ol" kampanyasına ben de katılmış, sendikasız işçilere sendikalı olma çağrısı yapmıştım. Bu olaylardan sonra, keşke bunu yapmasaydım diyecek hale geldim. Sendika bizim arkamızda durmadıktan sonra sendikalı olmanın ne anlamı var?
1 Mayıs’ın ardından, 26 Mayıs’ta alınan genel grev kararının nasıl uygulanacağını beklemeye başladık. Türk-İş’e güvenmesem de, Süleyman Çelebi’nin bu eylemi de örgütleyebileceğine inanıyordum. Ama o da 1 Mayıs’tan sonra Mustafa Kumlu için, işçilere karşı konuşmaya başlamıştı. 26 Mayıs günü gelip çatınca gördük ki, işçi arkadaşlarımızın zoruyla alınan genel grev kararını, sendikacılar ne yapıp edip bir saatlik iş bırakma gibi anlamsız bir hale getirdiler. Biz de hiç bir işe yaramayacak bu kararı uygulamadık.
Şimdi, Süleyman Çelebi’ye ve Disk’e olan güvenim de sarsıldı. Kendi kendime soruyorum: 1 Mayıs’ta polis bize hiç dokunmadı, kaç yıldır yaşananlar yaşanmadı, acaba sendikacılarla aralarında bir anlaşma mı yaptılar? 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkma iznine karşılık, sendikacılar 26 Mayıs’ta yapılacak eylemi mi engellediler?
İstanbul’dan İŞÇİ BİRLİĞİ Okuru Bir İşçi