İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Emekçiler İçin Siyasal-Ekonomi

1) Kömür Madenlerindeki Kazaların Nedeni: “Kömür ocağı sahipleri ve işleticileri arasındaki rekabet altında... en gözle görülür fizik güçlükleri yenmek için, gerekli olanın dışında hiç bir harcama yapılmaz; ve genellikle yapılacak iş için gerekli olandan çok daha fazla bulunan kömür işçileri arasındaki rekabet nedeniyle, çevrelerindeki tarım işçilerinden biraz yüksek bir ücret karşılığında, bunlar büyük tehlikelere ve çok zararlı etkilere seve seve katlanırlar ve bu iş onlara ayrıca çocuklarını kârlı bir şekilde kullanma olanağını da verir. Bu çifte rekabet ... ocakların büyük bir kısmının en yetersiz drenaj ve havalandırma ile işletilmelerini sağlamaya tamamen yetmektedir; çoğu kez kuyular kötü açılmış, kötü donatılmış ve mühendisler yetersizdir; galeriler ve yollar kötü açılmış ve yapılmıştır; bunlar, can kaybına, vücut ve sağlığın bozulmasına yolaçar; bunlara ait istatistikler, korkunç bir manzarayı ortaya koyarlar.” (Madenlerde Çocuk İşçiliği Hakkında İlk Rapor; 1829 – Kapital, Cilt 3 - Birinci Kısım; Beşinci Bölüm: Değişmeyen Sermayenin Kullanımında Ekonomi)

Kömür madenleri işçilere mezar olmaya devam ediyor. İki-üç ayda bir büyük bir grizu patlamasıyla onlarca işçinin ölümüne şahit oluyoruz. Kömür madenciliğinde sermayenin önü açılmaya çalışıldıkça madenci ölümlerinin sayısı artıyor. Çünkü sermaye, “kâr oranını” düşüreceği için işçilerin sağlığıyla ilgili en zorunlu harcamaları yapmıyor. Buna karşılık, önlem alması beklenen devletin tepesinden, “işçiler başlarına gelecekleri bilerek madene iniyorlar” açıklaması geliyor. Bunun aksi de olamazdı, çünkü devletin, bütün burjuva sınıfının ortak işlerini yönetmekten başka bir görevi yoktur.

2) "Girişim Özgürlüğü" ve "İşçilerin Sağlığının Hiçe Sayılması" Arasındaki İlişki:
“Şimdi, fabrika yasası, zorunlu hükümleri nedeniyle, dolaylı yoldan, küçük işyerlerinin fabrikalara dönüşümünü hızlandırmış ve böylece gene dolaylı şekilde, daha küçük kapitalistlerin mülkiyet hakkına müdahale ederek, büyüklerin tekel kurmasını güven altına aldığı gibi, eğer bir de, her işyerinde işçi başına düşecek uygun büyüklükteki yerin sağlanmasını zorunlu hale getirseydi, binlerce küçük işvereni, doğrudan doğruya malından mülkünden etmiş olurdu! Kapitalist üretim tarzının temeline, yani büyüklü-küçüklü her türlü sermayenin, emek-gücünün "serbestçe" satınalınması ve tüketilmesi aracılığı ile kendisini genişletmesi ilkesine saldırmış olurdu.” (Marx, Kapital, Cilt 1 - Dördüncü Kısım; On Beşinci Bölüm; Dokuzuncu Kesim: Fabrika Yasaları. Bu Yasaların Sağlık ve Eğitimle İlgili Maddeleri )

Zaman zaman, büyük sermaye sahiplerinin ve bunların temsilcilerinin, “‘kayıt dışı ekonomi’, ‘merdivenaltı üretim’ haksız rekabete yol açıyor”, şeklinde yakındıklarını duyuyoruz. Bunlar, kendi işçilerine vermek zorunda kaldıkları hakların, bütün kapitalist işletmelerde aynı şekilde uygulanmasını ister görünüyorlar. Ne var ki, işçiler daracık alanlarda çalışmaya, yük araçlarında taşınmaya devam ediyorlar. Ne yasalarda bir gelişme, ne de denetimlerde bir ilerleme görülüyor. Çünkü bütün kapitalistleri işçi sağlığına uygun koşulları oluşturmaya zorlamak, "girişim özgürlüğünü" (yani işçileri sömürme özgürlüğünü) sınırlandırmak olurdu!

3) Et Fiyatlarında Yükselişin Kaynağı:
“…W. Walter Good diyor ki: ‘… Çiftlik hayvanlarıyla ilgili olarak, sorun şudur: iki-üç yaşındaki koyun ile dört, beş yaşındaki öküzün getireceği hasılat nasıl hızlandırılabilir?’

En kısa zamanda hazır para sağlama zorunluluğu (sözgelişi, vergiler, toprak rantı, vb. gibi, sabit yükümlülüğü karşılamak için) bu sorunu da çözer; hayvanlar daha ekonomik bakımdan normal yaşa ulaşmadan, tarım için büyük zarar oluşturacak şekilde satılır ya da kesilirler. Bu, aynı zamanda, sonunda et fiyatlarında bir yükselişe yol açar.” (Marx, Kapital, Cilt 2 - İkinci Kısım; On İkinci Bölüm: Çalışma Dönemi)

Kredi borcunu geri ödeme baskısı altındaki hayvan üreticileri, ellerine para geçirebilmek için hayvanlarını mümkün olduğunca erken elden çıkarmak zorunda kalıyorlar. TUİK’in yayınladığı son istatistiklere göre, 2009 yılında Türkiye’deki büyükbaş hayvan sayısı 2008’e göre yaklaşık 136.000 baş azaldı. Sonuçta, son aylarda görülen et fiyatlarındaki artış ortaya çıktı ve Marx’ın 150 yıl önce ortaya koyduğu bir olgunun gerçekliği bir kez daha gözler önüne serilmiş oldu.


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 616848
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.