İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Yeni Anayasa Aldatmacası ve Grev Yasakları

Hükümetin çok istediği Anayasa değişiklikleri Mayıs ayı başında mecliste kabul edildi. Halkoyuna götürülecek anayasa değişikliği ile siyasî grev, dayanışma grevi, genel grev, iş yavaşlatma, işgal vb. mücadele yöntemleri sözde yasak olmaktan çıkmaktadır. TİSK, Mayıs ayında açıklama yaparak bu değişiklikleri “çalışma barışına” (yani insanların üç kuruş ekmek parası için birbirlerini öldürmelerine) ve “ekonomiye” (yani sermayenin menfaatlerine) zararlı ilan etmiş, mevcut yasakların sendikal özgürlüğe aykırı olmadığını savunmuştur! Patronlar “grevin siyasî taleplerin bir aracı” olmaması, yani aslında her modern sosyal sınıfın sahip olduğu şeye, siyasî taleplere, işçi sınıfının sahip olmaması gerektiğini söylemektedirler. Bunların hükümete isyan etmesi ve yasakların lafta kaldırılması işçilerin lehine gibi gözükebilir ve hatta kimilerine şöyle düşündürebilir: “Acaba hükümet haklarımızı gerçekten bize veriyor olmasın?”

Ne var ki kazın ayağı öyle değil. Bu yasakların kaldırıldığı aynı anayasa maddesinin (54. madde) en başında yer alan “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler” sınırlaması olduğu gibi bırakılmıştır. Yani işçiler yine sadece toplu iş sözleşmesi yapılırken grev hakkına sahiptirler. 12 Eylül zihniyetinin ürünü olan Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu, kaldırıldığı söylenen yasakları aynen içermektedir. Bu kanun, grev hakkından çok bu hakkın yok edilmesiyle ilgilenmektedir. Yasa, sadece “toplu iş sözleşmesi yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde” yapılan grevi kanuni grev ilan etmektedir. Buna karşılık “Siyasî amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İşyeri işgali, iş yavaşlatma, verimi düşürme ve direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır” demektedir. Siyasî grevi yasaklayan, grevi sadece ekonomik taleplerle ve üstelik onu da sadece toplu sözleşme yapıldığı zamanla sınırlayan kanun, bu “suyunun suyunu” da mümkün olduğu kadar kısıtlamaktadır. Kanunda, bazı petro kimya işleri, enerji üretimi gibi birçok önemli sektördeki işte grev yasaklanmıştır. Ayrıca grev yapılamayacak işyerleri de sayıldıktan sonra yasada bir de geçici yasaklar sayılmaktadır. Tüm bu yasakları atlatmayı başarıp elde kaldığı kadarıyla “yasal grev”e başlandı diyelim. Bu kez de kanuna göre Bakanlar Kurulu “genel sağlık” veya “milli güvenlik” gerekçesiyle grevi erteleyebilir. Üstelik tüm bu yasaklara uyulmazsa kanununda bir de cezalar sayılmıştır ki, sözde “kanun dışı” grevi düzenleyen veya katılan işçiler için 3 yıla varan hapis cezaları öngörülmüştür. Erdoğan hükümeti 12 Eylül’ün bu “yasal” olanaklarını sonuna kadar kullanmıştır. “Milli güvenlik” bahanesiyle birçok grevi yasaklamıştır. Bunlar arasında 2003’teki Petlas, aynı yıldaki Şişecam, 2004’te Türk Pirelli A.Ş., Bridgestone Sabancı Lastik San. A.Ş. ve 2005’teki Erdemir Madencilik A.Ş. grevleri vardır. Dahası Şişecam grevindeki erteleme kararı, Danıştay’ca iptal edildiği halde, Erdoğan hükümeti müthiş bir pervasızlıkla 12 Eylül hukukunun yasakçı ufuklarını daha da genişleterek, bu grev için bir daha erteleme kararı vermiştir.

Öyleyse yasaklar neden "kaldırılıyor"? İşçi sınıfı o denli kuşatılmıştır ve o denli parya olarak görülmektedir ki, hükümet, onun birlik olup bu hakları kullanamayacağından emindir. Bu nedenle “çağdaş demokratik toplumlar”a hoş gözükmek için 12 Eylül yasaklarını lafta kaldırmakta sakınca görmemektedir. Diğer yandan patronlar, işçi sınıfını küçümsememek gerektiğini deneyimleriyle bilmekte ve hükümeti eleştirmektedirler. Tek tek işletmelerdeki grevlere bile aman vermeyen bir sistemin ve onun hükümetinin genel greve, dayanışma grevine ve siyasal amaçlı greve izin vereceği düşünülebilir mi?

Hacer Toprak


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 469850
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.