İstanbul Taksim'de gerçekleştirilen, yüzbinlerce kişinin katıldığı bu seneki 1 Mayıs mitinginde yaşanan bazı olaylar, önemli bir gerçeği bir kez daha ortaya koymuş oldu. Resmî olarak Türk-İş, DİSK, Hak-İş, KESK gibi belli başlı işçi ve memur konfederasyonları tarafından organize edilen mitingde direnişteki TEKEL, İSKİ, İtfaiye işçilerinin oluşturduğu direnişteki işçiler platformu, Türk-İş başkanı Kumlu'yu protesto ederek, TEKEL eyleminde Türk-İş yönetimince yapılan ihaneti teşhir etmek üzere söz almak istediler. Bu girişim, kendilerini o kürsülerin tek sahibi olarak gören sendikacılar tarafından engellenmek istendiyse de, başarılı olamadılar. Türk-İş başkanı Kumlu işçilerin elinden zorla kaçırıldı. Plastform üyeleri, sendikal bürokrasinin ihanetini teşhir eden bildirilerini zorla da olsa okumayı başardılar. Ardından konuşan DİSK ve KESK başkanları da, şehit edebiyatıyla devrimcilerin isimlerinin birbirine karıştığı hamasi söylemleriyle sözümona direnişteki işçiden yana görüntü vererek kitleyi sakinleştirmeye çalıştılar. Ancak aynı kişiler, kürsüden iner inmez, bu girişimin işçi hareketi ve sendikal harekete bir saldırı olduğu şeklinde basına açıklamalar yaparak gerçekte kimin yanında olduklarını kanıtladılar. Sonraki günlerde de Türk-İş yönetiminin, bu işçileri "emek hareketinden teşhir ve tecrit etme" tehditlerinin altına imza atmaktan geri durmadılar. Bu da bize gösteriyor ki, varoluş gerekçeleri işçileri burjuva ideolojilerine ve burjuva partilerine göre bölmek olan bu sendikalar, ancak mücadele eden işçilere karşı birlik olabilmektedirler. Dolayısıyla, işçi sınıfının sendikal birliği, bu konfederasyonların biraraya gelmesinden değil, tam tersine, bunların sınıf işbirlikçisi anlayışlarının "teşhir ve tecrit" edilmesinden geçmektedir.
İŞÇİ BİRLİĞİ