Nisan başındaki hükümet açıklamalarına göre devlet 20.000 (yirmi bin) yeni polis alacaktır. Buna gerekçe olarak, “halkın güvenlik ihtiyacının” “Avrupa standartlarına göre” karşılanması gerektiği, Avrupa’da polis memuru başına daha az yurttaş düştüğü gösterilmiştir. Acaba eylemlerde kişi başına inen cop sayısında ya da yargısız polis infazlarında ölen vatandaş sayısında Avrupa-Türkiye karşılaştırmasında durum nedir? Onu bilmesek de olur, ne de olsa "halkın güvenliği"(!) sözkonusudur.
Devlet işletmelerinin özelleştirildiği, işçilerin işlerinden olduğu veya tasarruf tedbirleri gerekçesiyle sosyal güvenlik harcamalarında kısıntıya gidildiği, özel sektörde de yüz binlerce işçinin işini kaybettiği bir ortamdayız. ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) raporlarına göre ekonomik kriz nedeniyle Türkiye’de 2 milyon kişi işini kaybetmiştir. Herhalde bu asgari rakam olsa gerektir.
Tüm bu olgular karşısında, yeni ve güvenceli iş imkânları yaratmak yerine başta işçiler ve emekçilerin sırtından elde edilen vergilerin hiçbir şey üretmeyecek olan 20.000 yeni hazır yiyiciyi beslemek için kullanılması kapitalist sistem için anlamlıdır. Bu adamların görevi, işsiz işçiler iş için ve işçiler de güvenceli iş için sokağa çıktıklarında onları fişlemek, gazlamak, coplamak ve kurşunlamak olacaktır. “AB standartları” bunu gerektirmektedir. Hükümete göre güvenceli iş isteyen ve ÜRETEREK kazanmak isteyen TEKEL işçisi ve diğer işçiler “tüyü bitmemiş yetimin hakkını” yemek istemektedirler! Ama 20.000 yeni hazır yiyiciden ise sual olunmaz
Açıktır ki, sermayenin düzeni ve bu düzenin hükümeti, işsizliğe çözüm getirememekte ve getirmek de istememektedir. Bunun yerine işsizlerin arasından parazit olmak üzere seçtiği bir azınlığı, polis memurluğu gibi tamamen işçi sınıfına karşı burjuvazinin mülkünü koruma amaçlı üretkenlikten uzak işlere almaktadır.
Yine Nisan başındaki gazete haberlerine göre İstanbul Maltepe’de gecekondu sahipleri tapu isteyerek gösteri yapmışlardır. Haberde yer alan gecekondu sahiplerinin iddiasına göre, TOKİ burada yaptığı konutların çoğunu mahalle sakinlerine değil "emniyet" mensuplarına dağıtacaktır. Yani yıllardır barındıkları yerlerde yapılan ve hakları olan yeni konutlar, yine o insanların barınaklarını yıkımında görevli olan polis teşkilâtının mensuplarına dağıtılacaktır!
Bu iddia doğruysa, önemli bir gerçeğe işaret ediyor. İşsizliğin ve ekonomik bunalımın kronikleşmesiyle sermaye devleti, tedbir olarak daha çok polisi işe alıyor ve bunlardan hepsine değil ama belli başlı bazılarına mülk edindirerek polisin sistemle olan bağını daha da kuvvetlendiriyor. Aynen OYAK ve benzeri kuruluşlarla askerin toplumda neredeyse bir kast haline getirilmesi ve böylece sermaye sınıfıyla zaten güçlü olan bağlarının daha da güçlendirilmesinde olduğu gibi. Şirket ortağı albaylardan, banka yönetim kurulu üyesi generallerden ve kurmay subaylardan sonra, yemek sırası polise geliyor.
Sistemin çürümesi, polis devletinin azmanlaşmasıyla birlikte inanılmaz boyutlara varmıştır. Ama bu sistem yenilmez değildir. Düzenin paralı ve coplu-üniformalı korumaları, yoksul halkın örgütlülük ve dayanışma gösterdiği mahallelere girmeye korkmaktadırlar. Bu yeterli değildir. İşçi sınıfı örgütlendiği ve ezilen ve sömürülen geniş yığınların öncüsü haline geldiği ölçüde, polis zoruyla ayakta tutulan bu sistem hakettiği tarihin çöplüğüne atılabilir.
Hasan Demirci