Marx’ın Ücret, Fiyat ve Kâr adlı eserinde özellikle bir bölüm beni çok etkiledi:
“Rant, faiz ve sınai kâr, metaın artı-değerinin, yani metaın içerdiği ödenmemiş emeğin çeşitli bölümlerine verilen farklı adlardan başka bir şey değildir ve bunların hepsi de bu kaynaktan, yalnızca bu kaynaktan elde edilirler.” (Ücret, Fiyat, Kâr, s.73)
Artı-değerin ne demek olduğunu “Ücretli Emek ve Sermaye” adlı eseri okuduğumda öğrenmiştim. Sanayide elde edilen kârın, ödenmemiş emeğimizden kaynaklandığını biliyordum. Şimdi ise rant ve faizin de bizlere ödenmeyen emekten ortaya çıktığını öğreniyorum. Rant ya da faiz, tıpkı sanayide elde edilen kâr gibi, artı-değerin, yani ödenmemiş emeğin çeşitli bölümlerine verilen isimlermiş yalnızca.
Daha önce ekonomi programlarında “faiz dışı fazla”, “faiz oranlarının düşmesi”, “mevduat faizi” ve bunun gibi terimleri sıkça kullanan takım elbiseli adamları dinlediğimde, adamların sözleri bir kulağımdan girer, öbür kulağımdan çıkardı. Bunları hayattan kopuk, dar bir çevreyi ilgilendiren konular olarak görürdüm. Şimdi ise, bu tür programlarda konuşanların tümünü şu aşamada kavrayamasam da, bu adamların milyonlarca işçinin ödenmemiş, el konmuş emeğinden kaynaklanan değerler üzerine konuştuklarını, bizim yarattığımız zenginlikler hakkında hüküm verdiklerini anlıyorum.
Artık bankalara olan borçlarımıza da daha farklı bir gözle bakmaya başladım. Yüksek faizli kredi kartı borçları yüzünden işlerini kaybetmekten çekinen ve bu yüzden patronun dayattığı her türlü kötü çalışma koşuluna, düşük ücrete boyun eğmek zorunda kalan pek çok işçi arkadaşım var. Şimdi anlıyorum ki bizim gibi milyonlarca kişiye, el koydukları emeğimizden elde ettikleri paraları “borç” veriyorlar, sonra bu “borç”tan doğan faizle bizi ömür boyu köleleştiriyorlar. Milyonların verdiği emek, milyonları köleleştiren faize dönüşüyor.
Salim Çınar