İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Sermayenin Ulusal ve Uluslararası Birlikleri “Geçici İşçilik” Düzenini Kural Haline Getirmek İstiyor

12 Mart 2010 tarihli basında yer alan bir habere göre, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü O.E.C.D.’nin “Büyümeye Geçiş 2010” raporunda, Türkiye’de hem kıdem tazminatının kaldırılması, hem de geçici işçiliğin kolaylaştırılarak emek piyasasında esnekliğin sağlanması önerilmiştir.

O.E.C.D., merkezi Fransa’da olan, başta ABD olmak üzere birçok gelişmiş ülkenin kurucu üyeleri arasında bulunduğu, uluslararası sermayenin düşünce ve görüş alışverişi yaparak tüm dünya çapında işbirliğini kolaylaştıran, tıpkı İ.M.F. ve Dünya Bankası gibi belli bir işlevi olan bir örgüttür. Belli dönemlerde çeşitli ülkeler hakkında raporlar hazırlamakta, “tavsiye niteliğinde” kararlar almaktadır. Kapitalistler, bu gibi örgütler aracılığıyla politikalarını dünya ve ülke çapında planlamakta, her yerde işçileri nasıl soyacaklarının ve nasıl yöneteceklerinin hesabını yapmaktadırlar.

Türkiye sermayesi ise, devlet örgütlenmesinin yanı sıra tüm ülke çapında TÜSİAD, TİSK, TOBB, MESS gibi çeşitli dernek ve sendikalarda çok sıkı bir şekilde örgütlenmiştir. Bunların kendi özel işlevleri ve “millî” sınıfsal çıkarlarının yanı sıra, yine sınıf egemenliğine dayalı aynı sistemin parçası oldukları için uluslararası sermaye ile ortak çıkarları vardır. TİSK ve MESS Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Kutadgobilik’in Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi Eş Başkanı olması, tesadüf değildir.

O.E.C.D. raporu bize şunları göstermektedir: Bugün, hem ülke hem de dünya çapında örgütlü sermaye, işçi sınıfının her türlü yaşam güvencesini ortadan kaldıracak, onu büsbütün parya konumuna, işsizliğe ve açlığa düşürecek olan “esnek istihdam”ı, “geçici işçilik”i gündemine almıştır. Türk burjuvazisi de, yukarıdaki ve benzeri örgütleri aracılığıyla “Batı’ya uyum”, “AB standartları” gibi bahanelerle “geçici işçiliği” mümkün olduğunca kural haline getirmek için mücadele etmektedir. Burjuvazi uyumamaktadır. Hiç durup dinlenmeden, işçilere karşı isteklerinden hiç taviz vermeden, bu isteklerini yaptırmanın fırsatını kollamaktadır. Bu konuda dışarıdan, “Hür Dünya”dan da güçlü bir destek almaktadır.

Devlet, gerek “sivil toplum kuruluşları” ile, gerek üniformalı ve sivil bürokrasisi ile ve yargı organlarıyla en ufak işçi dayanışmasının dahi karşısındadır ve sermayenin hizmetindedir. İşçi haklarının yok edilmesi söz konusu olduğunda, “cumhuriyetin bekçileri” ile “Müslüman demokrat” hükümet ve liberaller el ele vermektedir. Aynı işyerinde çalışan bir işçinin diğerine yardım etmesi bile, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 24.09.2007 tarihli kararı gibi kararlarda, işten çıkarılmak için “geçerli sebep” ilan edilmiştir. Eylem yapan işçilerle en ufak dayanışma göstermek, hükümete, polise ve idarenin zorbalığına “mukavemet” suçudur. Ancak unutulmamalıdır ki, mücadele ülke çapında bir mücadeleye dönüştüğü, kitleselleştiği ve güçlendiği oranda, burjuvazinin ikiyüzlü zorbalıkları hiçbir işe yaramayacak ve kendine geri dönecektir. Bunun örnekleri de yaşanmıştır. Geçici işçilik ve güvencesiz iş, Devlet Memurları Kanunu’nun ünlü 4-C maddesi ile TEKEL işçilerine dayatılmak istenmiştir. Kamu sektöründeki işçiler “geçici personel” yapılıp teslim alınırsa, hakları bir yasaya değil Bakanların keyfine kalırsa, özel sektördekileri kim koruyabilecektir? Ancak tüm ülkedeki işletmelerden gelip birleşen TEKEL işçileri, direnişleriyle bu saldırıyı şimdilik durdurabilmişlerdir. Polis müdahalesi ve hükümetin kabadayı tehditleri geri tepmiştir. Bir bakıma bu geçici başarının şerefi dahi, devlet sendikası TÜRK-İş’e, işçileri dağıtma bahanesi sağlayan “tarafsız yargı”ya değil, işçilere ve onların mücadelesine aittir. Devletin mahkemesinin "yürütmeyi durdurma" kararı almasının asıl amacı, hükümetin zorla dağıtmakta başarısız olduğu işçileri tatlılıkla oyalayarak yatıştırmaktır.  

İşçilerin, bu örnekteki gibi ulusal ve uluslararası düzeyde birleşmiş sermayenin egemenliğinden kurtulmak için verecekleri mücadelenin şekilde ulusal, özünde ise uluslararası bir mücadele, yani tüm dünya işçilerinin birliği ile verilecek bir mücadele olduğu kanıtlanmaktadır. “Milliyetçilik”, “ulusalcılık”, “muhafazakârlık” vb. ideolojiler, sermayenin kendi sınıf egemenliğinin özünü gizlemek, işçileri bölmek ve her bir bölüntüyü kendi kuyruğuna takmak için kullandığı ideolojilerdir. 

Kapitalist sömürünün ulusal ve küresel birliklerini parçalamak istiyorsak, Türkiye'de ve tüm dünyada bütün milletlerden işçi sınıfının enternasyonal birliği için mücadele etmek bir zorunluluktur.

Ali Kara 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 366002
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.