İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Soykırım Tartışmaları ve Hedef Tahtasına Konulan Ermeni İşçiler

Ermeni Soykırımı Batılı ülkeler tarafından her gündeme getirildiğinde, sermayenin farklı partilerinin Yaşar Yakış, Canan Arıtman ve Onur Öymen gibi sözcüleri, tam bir söz birliği içinde yıllardır aynı tehdidi savuruyorlar: "Türkiye'de kaçak çalışan Ermeni işçileri sınırdışı ederiz, zaten kendi vatandaşlarımız iş bulamıyor". Bu tehdit geçenlerde ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonunundaki Ermeni Soykırımıyla ilgili oylama dolayısıyla bir kez de Başbakan R. Tayyip Erdoğan tarafından yinelendi. Daha sonra da sözlerinin çarpıtıldığını savunarak "Türk vatandaşı olan Ermenileri değil kaçak Ermenileri kastettiğini" belirtmiştir. Yok bir de vatandaş olanları kastetseydin diyen de "necip Türk basınımızdan" çıkmamıştır. ABD Temsilciler Meclisindeki bir oylamadan dolayı Türkiye'de üç kuruşa hayatını ve ailelerinin hayatını kazanmaya çalışan insanları tehdit etmek Yakış, Arıtman, Öymen, Erdoğan gibilere göre en normal bir şeydir.

T.C. hükümetinin başının bu türden tehditleri, emperyalist ülkelerde çalışan Türkiyeli işçiler çok iyi tanımaktadır. Türkiyeli işçiler Almanya'da ve diğer gelişmiş Avrupalı kapitalist ülkelerde her fırsatta kovulmakla tehdit edilmektedir: "Türkler işimizi çalıyorlar". Bir yandan Alman devleti, Türkiyeli işçilerle Alman işçilerinin birliğini engellemek için, Neo-Nazizmi el altından sistematik olarak desteklemiş, Türk ve diğer uluslardan göçmenler Neo-Nazi gruplar tarafından vahşice saldırılarla katledilmiştir. Böylece onlara bu ülkelerde birer "sığıntı" oldukları hatırlatılmak istenmiştir. Diğer taraftan Türk devleti de, İslâmcılığı ve Türk milliyetçiliğini körüklemiştir. Bu amaçla çeşitli Turancı ve dinci kuruluşlarla dernekler için işçilerden para toplanmış ve işçiler soyulmuştur. Bölünme ve cemaatleşme tablosu, her iki ülke sermayesi tarafından karşılıklı olarak desteklenmiş veya buna göz yumulmuştur. Avrupa'ya yoksul ülkelerden çalışmaya giden diğer işçiler için de durum benzerdir. Kısacası, kapitalistler her ülkede, kendi düştükleri herhangi bir zafiyet durumunda, önce yabancı işçilere ve azınlıklara saldırmakta ve çoğu zaman da onları bir şantaj unsuru olarak kullanmaya çalışmaktadır.

Ermeni işçilerin hedef tahtasına konulmasına vesile olan Ermeni soykırımı tartışması, burjuva politikacıları, tarihçileri ve uzmanları tarafından kitlelerin beyninin şovenizmle zehirlenmesi için sistematik biçimde kullanılmaktadır. Bizdeki burjuva tarihçilerinin en sevdikleri ve anlata anlata bitiremedikleri demagojilerden biri de "bizi arkadan vurdular" edebiyatıdır. Osmanlı'nın Türk olmayan neredeyse bütün ulusları, Yunanlılar, Bulgarlar, Ermeniler gibi Hıristiyan olanlar kadar, Müslüman Arnavutlar ve Araplar da, hepsi "bizi arkadan vurmuştur"! Acaba niye? Bunu düşünmenize gerek yok, sadece "bizi arkadan vurduklarını", "bize ihanet ettiklerini" ve böylece "Türkün Türkten başka dostunun olmadığının" kesinkes kanıtlandığını bilin yeter. Gelin görün ki  bizim tarihçilerimizin "arkadan vurma" dediği şeye bütün dünya ulusal kurtuluş hareketi demektedir, Osmanlı tebaası olan halkların uluslaşma sürecinin doğal bir sonucu olarak görmektedir. Çünkü bu tür tarihsel olayların temeli kapitalist ilişkilerin gelişmesinde yatmaktadır ve bütün çok halklı imparatorluklarda görülen bir olgudur. Çarlık Rusya'sının son dönemlerinde çeşitli halkların (Polonya, Kafkaslar, vs...), İngiliz İmparatorluğu'nda İrlandalıların ayaklanmaları ve bağımsızlık hareketleri buna örnek gösterilebilir. Ne var ki günümüz Rusya'sında da, eskiden imparatorluk olan diğer ülkelerde de, "arkadan vurulduk" edebiyatı yapan kişiler tarihçi olarak fazla ciddiye alınmaz.

İşte Osmanlı Devletinde hâkim ulus olan Türklerin fiilî egemenliği altında olan halklardan modern uluslaşma sürecine en geç girenler Ermeniler ve onlardan sonra da Kürtler olmuştur. Diğer milletler bağımsızlıklarını nispeten kısa bir mücadeleyle elde ederken, en geç uluslaşan bu halkların yeni yeni gelişmekte olan ulusal kurtuluş hareketleri Osmanlı Devlet yönetimindeki hâkim Türk unsuru tarafından acımasızca ezilmiştir. Ermenilerin ulusal hareketlerinin ezilmesinde ve Anadolu’daki Ermeni varlığının fiilen ortadan kaldırılmasında o dönemde daha geri ulusal bilinç seviyesinde olan Kürtlerden de yararlanılmıştır. 

Türkiye Ermenilerinin 1915’te yaşadığı soykırımı ayrıntılı tartışmak, bu yazının da asıl amacı değildir. Bu dönemin objektif tarihi Türkiye’de yazılamasa da olayı bilenler bilmektedirler. Dönemi yaşayanların tanıklıklarına dayanan Orhan Kemal gibi ilerici yazarlar, "Kanlı Topraklar", "Bereketli Topraklar Üzerinde" gibi kitaplarında iki halk arasındaki çatışmaları ve Türk burjuvalarının, eşrafın, tehcirde el konulan Ermeni mallarından nasıl zengin olduklarını ayrıntılarıyla anlatmışlardır. Bu tarihsel bir gerçektir ve işçilerin bu gerçeği inkâr etmekte hiçbir çıkarı yoktur. Bütün milletlerden Türkiyeli işçiler, Türk burjuvazisinden ve yoksulluktan, işsizlikten nihai olarak kurtulmak için öncelikle bağımsız bir dünya görüşü temelinde örgütlenmek zorundadırlar. Bu, bilimsel sosyalizm ve enternasyonalizmdir. Bunun için, şovenizmle ve milliyetçilikle, Türkiye’nin kanlı burjuva geçmişiyle hesaplaşılması ve bu gerçekliğin utancının proleter devrimci temelde kabulü gerekir. Sahte gündemleri silecek, asıl mücadeleyi gündeme taşıyacak olan da yalnızca budur.

Gericiliğin, “biz iş bulamazken bunlar (sadece Ermeniler de değil Gürcüler, Türkmenler, Kırgızlar, Azeriler vs…) gelip bizim işimizi çalıyor” dediği bu insanların Türkiye’de ucuz işgücü olarak kaçak ve güvencesiz çalışmalarını teşvik eden kimdir? Politikacılarının ağzından onları sürmekle tehdit eden ve Türkiye işçilerini onlara karşı kışkırtan sermayenin yine kendisidir. Aynı sermaye Türkiye işçilerini büsbütün işsizliğe ve açlığa mahkûm edecek olan "geçici istihdam"ı, “esnek çalışma”yı daha da yaymaya çalışmaktadır. İşçiler, burjuvazinin tehdit sistemini ve şovenizmi bu sistemin çarklarını yağlamak için nasıl da maharetle kullandığını iyi kavramalıdırlar. Burjuvazi, Ermeni işçiye : "Sen zaten kaçak çalışıyorsun. Güvencesiz çalışmak işine geliyorsa çalış. İşine gelmiyorsa defol git."; güvencesiz çalışmaya karşı sesini çıkaran işçiye: "Ülkede milyonlarca işsiz var, ya bu koşullarda çalışmayı kabul et, ya da ben kabul edecek başkasını bulurum."; işsizliği protesto eden işçiye de: "Ülkemize dışarıdan yüz binlerce kaçak geliyor. Size vereceğimiz işi bunlar elinizden alıyor. İşsizliğin nedeni budur" demektedir. Böylece, güvenceli, güvencesiz, kaçak, çalışan bütün emekçileri esaret altına alan düzenini, bu tehdit zinciriyle kabul ettirmektedir. İşçi sınıfı, sınıf olarak ortaya çıkmak, hakkını aramak ve esaret zincirinden kurtulmak için, bu döngüyü kırmak zorundadır.
 
Sınıf mücadelesinin deneyimlerini bilmeyen, bilinçsiz bir işçi, bu aldatmaca karşısında, bir an için şöyle düşünebilir: "Neden olmasın? Belki de yabancılar kendi ülkelerine giderlerse, onların işleri bize kalır. Onlar kendi ülkelerinde çalışsınlar, biz de kendi ülkemizde. Birbirimize zarar vermeden çalışalım. Böylece hepimizin hayatı daha iyi olur." Bu düşünce doğru mudur? Ermeni işçiler ülkelerine gönderilse, buradaki işçilerin hayatları iyileşecek midir? Tehcirlerden, mübadelelerden sonra emekçilerin durumlarında bir iyileşme oldu mu? Tüm ülkelerin sınıf mücadelelerinin tarihi göstermektedir ki, egemen sınıflar, zayıf buldukları bir ulusa karşı giriştikleri her harekatı, işçi sınıfının bütününü daha iyi sömürmek ve baskı altına almak için kullanmışlar, bundan sonra da kullanacaklardır. Burjuvazinin Ermeni işçilere müdahalesi, Türk işçilerin durumlarında hiç bir iyileşmeye yol açamaz, aksine kötüleştirir.

Herhangi bir fabrikada çalışan bir işçi, işsizliğe gerçekte neyin neden olduğunu günbegün görmektedir: Fabrikaya gelen her yeni makine, 1-5-10-100 işçiyi işinden etmekte, işsizler ordusunu şişirmektedir. Bu durum işçilerin kaderi midir? İşçiler, bunun kader olmadığını, üretim araçları sömürücü bir sınıfın elinde olmadığı zaman, makinelerdeki her gelişmenin işçi sınıfının yaşamını iyileştirmek için kullanılabileceğini, bu durumu yaşamış, bu tarihi görmüş yada anne ve babalarından duymuş olan, Ermeni, Gürcü, Türkmen, Kazak, Kırgız vb. eski Sovyet ülkelerinden gelen kardeşlerinden öğrenebilirler, ve öğrenmelidirler. Sermaye sınıfı, "biz idare ediyoruz", "biz iş veriyoruz", "biz geçindiriyoruz" der, gerçekteyse üretim araçlarındaki her gelişmeyle çalıştırdığı işçilerin sayısını azaltmak için kendi kendisiyle yarışmaktadır. SSCB'yi, uzun süren bir saldırı sonucu parçalayıp, burjuvazinin olmadığı bir düzende sömürülmeden yaşayan emekçileri, hem kendi aralarında, hem de başka ülkelerin emekçileriyle rekabet etmek zorunda bırakan da, uluslararası sermayenin ta kendisidir.
 
Burjuvazi, on binlerce Ermeni işçiyi ülkesine gönderse, başka ülkelerden, daha da kötü şartlar altında çalışmayı kabul edecek yüz bin başka emekçiyi getirecektir. Güvencesiz, düşük bir ücretle, ağır şartlarda işçi çalıştırmakta, sermayenin büyük çıkarları vardır. Burjuvazinin kaçak yabancı işçi çalıştırmasını engellemenin tek yolu, onu yabancı işçileri "kaçak" olarak değil, güvenceli çalıştırmaya zorlamaktır. Ancak yabancı işçileri kaçak olarak çalıştırma imkanının kalmadığını gördüğü zaman, sermaye bu sömürüyü sınırlandırmayı düşünecektir. Diğer işçilerle aynı şartlarda çalışan yabancı işçilerinse, işçi sınıfına katacağı çok şey vardır. T.C. vatandaşı olan işçiler, vatandaş olmayanların haklarını savunmalı, güvenceli çalışma hakkını koparan işçiler, güvencesiz çalışanların hakkını savunmalı, çalışan işçiler, işsizlerin hakkını savunmalı, işçi sınıfı, kazandığı her mevziiyi, daha zor durumdaki kardeşlerinin durumlarını iyileştirmek için kullanmalıdır. Burjuvazinin tehdit zincirini kırmanın başka yolu olamaz. Unutmayalım ki "kapitalistleri iktidarda tutan sihir işçiler arasındaki her türden bölünmelerdir". Bütün ülkelerden sınıf kardeşlerimizle dayanışmakla kaybedeceğimiz hiç bir şey yok, kazanacağımız çok şey vardır!

Ahmet Tektaş 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 975607
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.