Hem burjuvazinin sloganlaşmış söylemlerini hem de sol güçlerin eylemlerdeki sloganlarını sorguladığımız yazı dizisine bu bölümde de devam ediyoruz.
1.) Hâkim gerici sınıfların “rahatlıkla” başvurduğu temel hak ve özgürlüklerimizin gasp eylemine karşı şu slogan sıkça kullanılmaktadır: “… Türkiye’ye yakışmıyor” ya da “….bu Türkiye’nin ayıbıdır” , oysa yaşadığımız coğrafyada işçi sınıfına ve emekçi halklara karşı düşmanca tavır alan hükümetlerin doğal davranışıdır, tüm bu uygulamalar. Hâkim gerici sınıfların ideolojik, politik ve örgütsel konumuna tam da kendilerine yakışan eylemi gerçekleştiriyorlar. Bunlar onların ayıbı değil, sınıfsal çıkarlarına ve sınıf kimliklerine uygun davranışlardır. Bu sistemden çok büyük zarar gören işçi ve emekçi halkların iktidarında insana ve insanlığa yakışan uygulamalar olacaktır.
2.) Son yılların dillere âdeta pelesenk olan şu slogan şoven kesimlerce dillendirilmektedir: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” Dini bir söylem olan “şehit” kelimesini “devrim şehitleri" şeklinde bazı sol güçler fazla sorgulamadan kullanmaktadır. Bu sloganı halkımız da kullanıyor veya kullandırılıyor.
Emekçi halk çocukları olan “şehitlerimiz” ne hazin ölüyor. Öldürülüyor. “Ne uğruna?” sorusu can yakıcı ve kitleleri bilinçlendiren bir sorudur.
“Şehit”ler bizim çocuklarımızdır. Adına “vatan” dedikleri toprak parçası ise devlet tekelci kapitalizminin, gerici sermaye devletinin çıkarlarının korunup kollandığı yerdir.
İnsanlarımızı önce zengin-fakir olarak onlar böldü. Alevi-Sünni bölücülüğünü ve kışkırtmasını onlar gerçekleştirdi. Türk-Kürt karşıtlığını yine onlar yaptı. Kirli ve haksız savaşları da onlar başlattı… Fakat kapitalist anarşinin işlediği tüm suçlar bu sistemi kökten değiştirip dönüştürmek isteyen bizim insanlarımızın hanesine yazıldı.
3-) Geçmiş yıllarda, 1984’de Zonguldak Genel Maden İşçileri Sendikasının grevinden sonra Zonguldak-Ankara tarihî yürüyüşünde işçilere attırılan: “Ankara Ankara Duy Sesimizi, Bu Gelen İşçinin Ayak Sesleri!..” sloganı günümüzde de işçilere söyletilmektedir. Bu slogan üzerinde de düşünmek durumundayız. İşçi sınıfı bu grev ve yürüyüşte tutarlı davranmıştır. Sesini yükseltmiş, taleplerini haykırmış, sınıfsal bilincini de son kertesine kadar göstermiştir. Siyasî iktidar da bu eylemin Ankara’ya sıçrayıp yaygınlık göstermesinden korkmuştur. Lâkin sendika bürokrasisi bu yürüyüşü siyasî iktidarların baskısı karşısında geri adım atarak Mengen’de durdurmuştur. Bu sloganı ne zaman işitsek aklımıza Zonguldak-Mengen yürüyüşü ile sendika bürokratlarının işçi sınıfına ihanetleri geliyor… Ya da işçi sınıfının birleşerek, irade göstererek ayağa kalktığında neleri yapabileceğini…
İŞÇİ BİRLİĞİ