AKP hükümeti “Kürt açılımı” sürecek dedi. Yani; “Kürt hareketini tasfiye süreci noktasında geri adım atmayacağız” dedi ve “Kürt açılımıyla” ilgili 26 maddelik bir broşür yayınladı. Yayınlanan broşüre göre Kürtçe üzerindeki yasaklar kalkıyor. Bunun yanı sıra bölgede T.C.nin kuruluşundan sonra Kürtlerin yaşadığı coğrafyada yapılan isim değişiklileri “Türkçeye çevrilen yerleşim yerlerine eski isimlerini kullanma izni verilecek.” denilerek, Kürtçe yer adlarının geri verilmesi sağlanacak. (yapılacak.çıksın) Okullarda okutulan “Türküm Doğruyum, Çalışkanım …” diye başlayan okul andı okunmayacak… vs. vs. AKP hükümeti bir taraftan bunları ifade ederken, diğer taraftan devlet politikası olarak Kürt Ulusal Hareketine yönelik tasfiye sürecine devam ediyor. Kapatılan DTP’nin yerine açılan Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) yönelik operasyonlar hızını kesmeden devam ettiriliyor. Hükümet nezdinde ne zaman bir demokratik açılım konuşması yapılsa hemen ardından operasyonlar başlamaktadır. Anlaşılıyor ki; Kürtlere ve demokratik anlamda her haklı talebe karşı açılımın niteliği daha çok şiddet ve daha çok baskı olarak şekillenmektedir. Emek, ulus, azınlıklar ve mezhep düşmanlığı ekseninde kurulan T.C. devleti, DTP’nin kapatılması ile 86 yıl sonra da bu politikayı yeni biçimler altında devam ettirdiğini gösteriyor. Hükümet tarafından çizilen yol haritası, yani 26 maddelik broşür aslında açılımın ne kadar içi boş olduğunun da göstergesi oluyor. Kaldıki, yapılan açılımda Kürtlerin talepleri dikkate alınmamıştır. Fiilî olarak Kürt halkının temsilcisi olan DTP kapatılmış, Barış ve Demokrasi Partisi’ne yönelik saldırı ve şiddetin dozu daha da artırılmıştır. Açık olan bir şey var ki AKP Hükümetinin Kürt sorunu konusunda diğer sorunlarda olduğu gibi çözümle alakası olmayan bir düzenleme içinde olduğudur.
T.C.nin iç politikası, Kürt dinamizmini kırarak, Kürt coğrafyasında kendi alternatiflerini oluşturma politikasıdır. Yani sistem içi bir çözümün oluşturulması doğrultusunda adımlar atılmaktadır. T.C bölgede BDP’yi devre dışı bırakmak için arayış içindedir. Bu türden bir politikanın pratikte yaşam bulması mümkün değildir. Habur’dan gelen “34 kişilik Barış Heyeti”nin karşılanmasında yüz binlerce insanın bulunması gösterdi ki bölgede işbirlikçi, gerici, ırkçı, şoven partilerin yaşama şansı yoktur.
T.C. ideolojik politik alanda ciddî bir dönüşüm içerisindedir. Önceki dönemlerde Kürt halkına bırakın kimi basit hakları tanımayı varlıklarını dahi kabul etmezken şimdilerde Kürt sorununu çözmekten bahsediyor. Kürt sorunu, Ermeni meselesi, laiklik, kemalizm, vb. konularda sistemin bugüne kadar hiçbir esneme göstermediği bütün alanlarda bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşümün adı bahsedildiği gibi “demokratik açılım” değil devletin yeniden yapılandırılmasıdır. Bu dönüşümün arka planında ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) yatmaktadır. ABD bir yandan BOP kapsamında bölgeyi yapılandırmaya çalışırken, öte yandan T.C.yi bölgede zayıf halka olmaktan çıkaracak düzenlemeleri geliştirmektedir. Bölgedeki düzenlemelerin en yumuşak karnını ise Kürt Sorunu oluşturmaktadır.
Kürt ulusal sorununda, dil ve kültür alanındaki çözüm bile devletin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılıyor. 86 yıl boyunca sınıf, ulus ve azınlıklar ile mezhepler inkâr edildi ama artık işler eskisi gibi yürümüyor. Gelinen noktada T.C.nin geleneksel devlet politikasını sürdürerek Ortadoğuda üstleneceği rolü yerine getirmesi pek mümkün gözükmüyor. Bu anlamıyla Kürtlerin son 30 yıl boyunca yürüttüğü mücadele görmezlikten gelinerek, geleneksel yöntemlerle sorunun çözülemeyeceği net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Geleneksel politikayı terk etmek ise bir iç hesaplaşmayı ve yeniden yapılanmayı zorunlu kılıyor. T.C. burjuvazisi ABD’nin Ortadoğu’da T.C.ye biçtiği misyonu yerine getirmesi için sistem açısından engel teşkil edebilecek sorunları sistem içi çözümlerle yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Gelinen noktada Kürt Ulusal Mücadelesini geriye düşmesiyle birlikte süreç hızlandırılmaya çalışılıyor.
Kürt Ulusal Hareketinin son 10 yıldır yürüttüğü mücadele, önceki sürecin tersine, devletle cepheden hesaplaşmayı değil, hedefi küçültüp dil ve kültür alanındaki hakların talep edilmesi mücadelesine dönüştürülmüştür. Kürt ulusal hareketi stratejik yaklaşımından vazgeçip sorunu dil, kültür noktasına indirgemesine rağmen devlet, partilerini kapatmaya, operasyon ve provokasyonları yaymaya devam ediyor.
AKP hükümeti sürekli demokrasiden bahsederken aslında pratikte “demokrasinin” kimin için “demokrasi” olduğunu da en iyi şekilde ortaya koymuştur. AKP hükümetinin demokrasi tarifi şöyledir; “kendileri için sonsuz demokrasi, emekçiler için sonsuz baskı.” Yani; istediği gibi çalabilir, istediğini işten çıkarabilir, istediği zaman şiddet uygulayabilir, istediği kadar kadrolaşabilir, sınıf mücadelesini düşündüğümüzde doğrusuda budur; burjuvazi kendi sınıf çıkarları için çalışacaktır.
Sürekli “demokrasi” kelimesini ağzından düşürmeyen hükümetin, Kürt halkına ve işçi sınıfına yönelik saldırıları sürmektedir. Devlet, TEKEL işçilerinin direnişinde sergilediği şiddetle burjuva devletinin asıl işlevinin ne olduğunu göstermiştir. 1 Nisan’da tekrar Ankara’ya gelen TEKEL işçilerinin şehir merkezine girmesini engellemeye çalışarak şiddet uygulamıştır. TEKEL direnişinin sınıf mücadelesine kattığı olumlu havanın yeniden oluşmaması ve yayılmaması işin çırpınan hükümet sözcüsü Tayyip “bunlar aslında işçi değil provokatör” Kürt işçileri kastederek “bunların nerden geldiğini biliyor musunuz” diyerek bilinçleri bulanıklaştırmaya, şovenizmi körüklemeye çalışmıştır. Önceki direnişte de Kürt işçileri kastederek “siz teröristsiniz” ifadelerini kullanmış ve işçilere şiddet uygulatmıştır.
Kürt Ulusal Hareketi demokrasi ve sınıf mücadelesinin dinamiklerden biridir. Devletin BDP nezdinde Kürt Ulusal Hareketine ve Kürt halkına yönelik gerici, şoven, ırkçı ve faşist saldırıları aynı zamanda emeğin hak arayışına, devrimci ve demokratik güçlere yapılmış bir saldırıdır.
Tüm bunlar bize gösteriyor ki Mart ayında yakılan Newroz ateşini gerici, şoven, ırkçı ve faşist saldırılara karşı harlayarak yaklaşan 1 Mayısla birlikte, Kürt Ulusal Mücadelesini işçi sınıfı mücadelesiyle ortaklaştırmanın, işçilerin birliğini oluşturmanın tam zamanıdır.
Diren Zafer