İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

TEKEL Direnişinden Çıkan Bazı Sonuçlar

Tekel DirenişiTEKEL direnişini ele aldığımızda en başta belirtmemiz gereken nokta; tarihin, TEKEL direnişini -olası sonuçlarından da bağımsız olarak,-  Türkiye işçi sınıfının tarihinin en önemli eylemleri arasında kaydedeceğidir. TEKEL direnişi; Kavel, 15/16 Haziran, TARİŞ, Mersin Şişe-Cam, Adana TEKEL, 1989 bahar eylemlilikleri, 1992-94 Zonguldak direnişleri gibi sınıflar mücadelesinin kilometre taşlarından birisidir. Yasal düzenlemeyle sonuçlanması halinde 15/16 Haziran direnişinden sonra ilk kez bir direniş yasal kazanımla sonuçlanacaktır. Bu açıdan ele alındığında tarihsel önemi olan direnişlerden biridir.

Türkiye işçi sınıfı hareketi için taşıdığı tüm bu olumluluklara rağmen TEKEL direnişi siyasal ve sendikal önderlikten yoksun kalmıştır. Sendikal bürokrasi istemeye istemeye eyleme katılmış, daha doğrusu TEKEL işçisinin sürüklemesi nedeniyle katılmak zorunda kalmıştır. Eylemi içine sindiremeyen sendikal bürokrasi direniş boyunca itfaiye rolü oynamış, burjuvazinin merkezinde harlanan ateşi söndürmek için elinden geleni yapmıştır. TEKEL işçisine gereken maddî ve manevî desteği vermemiştir. 78. Günde çadırların sökülüp işçilerin memleketlerine gönderilmesinde başrolü oynamış, direnişin en ileri kıtasının dağıtılmasına neden olmuştur. İşçilerin dinamizminin hışmına uğramamak adına 1 Nisan’da Ankara’ya geri dönüleceğini, 1 Mayıs’ı değerlendireceklerini ve 26 Mayısta ülke çapında iş bırakılacağını vaat etmiştir. Ancak sendikal bürokrasi 1 Nisan eylemine ciddî bir destek vermemiş, birçok yerde araba dahi kaldırmamıştır. Bu dolaylı engellemeler, egemenlerin Ankara girişindeki engellemeleriyle bütünleşmiş fakat sınıfın ve sınıf dostlarının etkin katılımı TEKEL Direnişi’ne engel olamamıştır. Bu anlamıyla TEKEL direnişi sendikal bürokrasinin gerçek yüzünü açığa çıkarmıştır. Türkiye’de özelleştirme saldırısı neo-liberal politikalarla başlatılmış olmasına karşın sendikal bürokrasi işçi sınıfını buna karşı harekete geçirme konusunda ciddî hiç bir şey yapmamıştır. Bu türden bir karşı duruşu “bürokratik” sendikacılıktan beklemek hayal olurdu. TEKEL işçisinin deyimiyle “alkol özelleştirilirken gıkını çıkarmadı; özelleştirmeler yapılırken de sesini çıkarmadı; SEKA direnişine destek vermek isteyen işçilerin önünü kesti.” TEKEL eyleminde de yer almak istemiyordu. Ancak “TEKEL işçisi sendikayı önüne katarak hareket ettirdi.”

TEKEL direnişi işçi sınıfının sendikal önderlik gibi siyasal önderlikten de yoksun olduğunu göstermiştir. Kendilerini yaşadığımız coğrafyanın devrimci politik özneleri olarak gören Sol hareketlerin verdikleri destek hem moral kaynağı olmuş hem de daha ileri taleplerin dillendirilmesinde etkili olmuştur. Ama somut olan gerçek şu ki, mevcut Sol ve Devrimci hareketler destekçi olmanın ötesine geçememişlerdir. Bu durum onlarca özne iddiasına rağmen, özne boşluğunun var olduğunu bizlere göstermektedir.

TEKEL direnişi, coğrafyamız siyasal yaşamında yeni bir cephenin açılması anlamına gelmektedir. Uzun zamandır siyasal yaşamımızı etkileyen 3 cephe bulunuyordu. Bunlardan ikisi egemen sınıf içindeki cephelerdi. Birinde Fethullah hoca, MÜSİAD’ın arkasında durduğu muhafazakâr ve kısmen liberal burjuva kesimleri tarafından desteklenen AKP’de somutlaşan cephe, diğerinde ise geleneksel burjuva kesimlerinin arkasında durduğu TÜSİAD, ordu, yargı kesimlerinin oluşturduğu “ulusalcı” cephe. Şüphesiz bu iki cephe arasındaki çatışma sömürüden kimin daha fazla pay alacağı üzerine kurulu bir çatışmadır.

Üçüncü cephe Kürt cephesidir. Kürt ulusal kurtuluş hareketinin 1984’lerde yükselttiği mücadele 1999’da ideolojik bir kırılma yaşamasına rağmen, burjuvazinin eğrelti çözümlere bile yanaşmaması, Kürt dinamizmini harlayan etkenlerin başında yer almaktadır. Bu yılın Newroz’unun da gösterdiği gibi milyonların ayakta olması T.C. açısından korkulu rüya olmaya devam etmektedir.

TEKEL işçisinin yürüttüğü mücadele siyasal ve sendikal önderlikten yoksun olsa da yeni bir cephe anlamına gelmektedir. TEKEL işçisinin yürüttüğü mücadele ezilenlerin birliği noktasında atılmış önemli bir adım özelliği taşımaktadır. Kadın-erkek, Türk-Kürt-Arap-Laz-Çerkez,…, Alevi-Sünni’yi birleştirmiştir. Eyleme kadar birbirine önyargılı hale getirilmiş kesimler, dostlarının ve düşmanlarının kim olduğunu somut olarak görmüşler ve kendilerine dayatılan çitleri yıkmışlardır. Mücadele yoldaşlığı, sistemin dayattığı önyargıları parçalamıştır.

AKP hükümeti 2009 yılının başlarından itibaren “yeni açılımlar”(!) Gündemleştirmeye başladı: “Kürt açılımı”, “Alevi açılımı”, “demokrasi açılımı”, “Roman açılımı” … gibi. Kürt açılımını yaptığı süreçlerde Kürt halkına yönelik operasyonları arttırıp DTP’yi kapatmış,  Alevi açılımı çerçevesinde gündemleştirdiği çalıştaya Maraş katliamının sorumlularından bir faşisti davet etmiştir.  “Demokrasi açılımını” gündemleştirdiği bu günlerde de TEKEL işçileri 1 Nisan’da vahşice saldırıya uğramışlardır.  TEKEL direnişi AKP hükümetinin işçi ve emekçi düşmanı gerçek yüzünü açığa çıkarmıştır. Bunun farkında olan başbakan utanmadan Ankara’ya gelenlerin TEKEL işçileri olmadığını, tersine “olay çıkarmak için gelen yasadışı aşırı uçlar” olduğunu belirterek hükümetin TEKEL işçisine yönelik tavrını ortaya koymuştur. Bu haliyle AKP nezdinde devletin işçi sınıfı ve emekçilere düşmanca bakışı bir kez daha açığa çıkmıştır. 

TEKEL direnişi özellikle son 15 yıldır yaşamımıza iyice giren ve geleceksizliği ifade eden güvencesiz ve taşeron çalışmaya karşı önemli bir tepki ve mücadeleyi ifade ediyor. Güvencesiz ve taşeron çalışma, iş yaşamının her alanına dayatılmaktadır. Sınıfa kölelik yasalarının dayatılmasının yanında krizin faturasını emekçilere yıktıklarının belirtisi olan zamların (otobüs, minibüs, elektrik, doğalgaz vb.) sınıf mücadelesini körükleyeceğinden kuşku duymamak gerekiyor.  Bu yıldan başlayarak önümüzdeki sürecin sınıflar mücadelesi açısından çok sıcak geçeceğini tespit etmek bir kehanet değildir. Bu nokta görevlerimizi de hatırlatıyor.

Kölelik yasalarına, geleceksizliğe, taşeronlaştırmaya karşı lokal tepkileri birleştirip merkezileştirmek büyük bir önem taşımaktadır. 1 Mayıs, 26 Mayıs, Haziran ve Temmuz takvimleri belli olanaklar sağlamaktadır. Bu olanaklar,  işçi sınıfı ve emekçilerin sınıfsal ve sendikal birliğini savunanlar açısından güncel görevler arasında büyük önem taşımaktadır.

Özkan Aydınlı 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 327577
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.